Once Upon a Time in America (1984)

Deborah Gelly: Noodles… you’re the only person that I have ever…that I ever cared about.

Bir Zamanlar Amerika’dayı ikinci kez seyrettim. Birincisi 90’lı yıllara tekabül ediyor ve bu, yaklaşık dört saatlik filmi ikiye bölüp yayınladıkları zamana..

O yıllarda sinema bilgim izlediğim filmlerle sınırlıydı ama bu filmin ilk bölümünü ağzım açık izlediğimi hatırlıyorum. İkinci bölüm ise, üniversite şehrimde olacağım zamana denk geliyordu ve ben yurt güruhunun içinde istediğim filmi açtıramazdım (bunu hiçbir zaman başaramadım).

Çözümüm, o şehirde ailesiyle kalan, bir kaç sene önce tanıştığım havai bir arkadaşımda filmi izlemek üzere kalmak oldu. Giderken de söyledim tabi bu hiç aramadığım arkadaşıma sebebimi. Film boyunca konuştuğunu hatırlıyorum ve hatta dikkatimi çekmek için kolumdan çektiğini ve günlük defterlerini önüme dizdiğini.. Hani hayatınızda (ya da benim hayatımda) şöyle anlar vardır ya, aklınız başka bir yerdedir ve yanınızdaki hiç susmaz. Bunu yaşattığım herkesten özür dilerim. Sanırım o gün orada bunu hak ettim. Her neyse.. O gün orada o ikinci bölümü izleyememişim. Bunu bu seferkinde hiç bir şey hatırlamayışımdan anladım.

Peki neydi bu filmi bu kadar özel yapan?

Benim için o ‘kasvetli’, melankolik dünyaya geçiş yapmamızı sağlayan atmosferi; o gün de, bu gün de önemli ama Sergio Leone’nin sinemanın tüm unsurlarını; kurgu, kamera ve ses ustaca kullanması buna asıl sebep. Sanırım bir de çocukluğun tamamen bitip, yetişkinliğe geçmemle aynı döneme denk gelmesi diyebilirim. Şimdiki izleyişimi de Leon’dan bir replikle açıklayabilirim: “büyümeyi bitirdim, artık sadece yaşlanıyorum.”

Bir konusu var filmin tabi ki, anlatır mıyım bilmiyorum, şu anda.. Müzik (Ennio Morricone) eşliğinde çok güzel harmanlanmış, kronolojik olmayan sahneler, bir puzzle’ın parçaları gibi birleşiyor ve bazen şok eden, bazen gülümseten bazen de ağlatan duygular arasında gidip gelmemize sebep oluyor. Ama asıl akılda kalan, müziklerin filmi tamamlaması ve hatta film sustuğunda müziğin konuşması oluyor.

Sergio Leone’nin bu epik hikayesi, New York’taki dört Yahudi gangsterin hayatını; çocukluk (1910’lar), yetişkinlik (1930’lar) ve yaşlılık (1960’lar) olarak iç içe geçirerek anlatıyor. Filmin protagonistleri Noodles (Robert de Niro) ve Max (James Woods) grubun öne çıkan elemanları iken, Cockeye (William Forsythe), Patsy (James Hayden) ve gangster olmayan komşuları Fat Moe (John Kapp) başrollerde yer alıyor.

Film bu yaklaşık 50 yıllık süre zarfını iki hikaye olarak ele alıyor. Birincisi Harry Grey’in romanı The Hoods’a bağlı kalarak New York’da içki yasağı dönemine kadar olan Yahudi gangsterlerin nasıl güçlenip mafya oldukları, ikincisi de 1968’e gelip de 1933’deki milyon dolarların nasıl kaybolduğunu anlamak üzere Noodles’ın geri dönüşü olarak özetlenebilir.

Dostluk, sevgi ve ihanet temalı bu filmde güzel değerler alaşağı edilirken, güzel olması/kalması gereken kadının da bu ‘erkeklerin dünyası’nda oldukça geride bir yerlerde olması gözden kaçmıyor.

Spoiler!!! Göster

Güzel bir şeye zarar verildiğinde, hele ki bunu yapan bir insansa aklıma hep Şahmeran hikayesi gelir. Hani karşısına çıkan her insanın ona zarar verdiği daha acısı bunu baştan bilen Şahmeran. Ama önceden söylediği için yapanın sanki içini de rahatlatan bir cümlesi vardır “İnsanoğlu ihanet eder” ve ekler: “ihanet sevgi söz konusu olduğu zaman vardır […] ihaneti bir kez bile tatmış olmak, yüreğin bir yerini onarılmaz kılıyor; derinden, çok derinden kopan bir şey bir daha geri gelmemecesine yitip gidiyor. Sevdiğinin, güvendiğinin, inandığının ihanetine uğramaksa anlatılır, katlanılır, dayanılır bir acı değil.”

Bir zamanlar Amerika’danın tek başarısı, güzel olan her şeyin bir noktada alaşağı edilmesi değil tabi ki. Ama süreli ve dolu bir film olduğu için yeterince özdeşleşme sağlaması ve bizi de her seferinde kendi kuyusuna çekmesi olarak özetlenebilir. Kim söylemişti hatırlamıyorum ama, hiçbir iyi film yeterince uzun değil, hiçbir kötü film yeterince kısa değil demişti. Şu kadar emek harcanmış bir film için dört saat ayırmak belki fedakarlık olarak görülecektir ama unutulmaz bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.