Once Upon a Time… in Hollywood (2019)

I’m Sahoron Tate. I’m in the movie.

Tarantino’yu hemen herkes bilir. Ve hatta onun sinema bilgisinin, bir videocuda film izleyerek geliştiğini de. O günlerden kalma takıntılı olduğu şeylerin filmlerine yansıdığını da. Tekrarlanan bunlar, imzası gibidir çoğu zaman. Tarantino şiddeti yerli yerinde (bazen yersiz yerinde) sever. Alaylı olduğu için belki camiada çok saygı duyulmadığını düşündüğüm yönetmenlerden biri. Ben seviyorum, o ayrı.

Once Upon A Time…In Hollywood, ismine bakınca bir masal girişini andırıyor. Konuya bakınca da gerçeği değiştirip mutlu sonla bitirmesi açısından masalvari diyebiliriz.

Peki nedir bu gerçek?

Mevzu bahis olan konu çoğunlukla bir aktör ve bir figüran üzerinden ilerlerken; değiştirilmiş gerçekler yan komşu Polanski’nin karısı Sharon Tate ve arkadaşları üzerine…

Olayın aslını anlamamız için sinema tarihinde çok önemli bir film olan Rosemary’nin Bebeği’ne bakmamız gerekiyor. 1968 yılında çekimleri tamamlanan filmde Rosemary’i oynaması için Sharon Tate’in düşünüldüğünü ama hamile olması dolayısıyla bu düşünceden vazgeçildiğini biliyorum. Böylece bu rolün Mia Farrow’a kaldığını okumuştum. (Bu ve şimdi yazacağım bir çok şeyi 13 sene önce araştırıp bulmuştum.)

Kendisi de karanlık (?) birisi olan Roman Polanski o sıralar Amerika’da kurulan ve dindar kesim tarafından tepkiyle karşılanan Satanic Church (Şeytanın Kilisesi)’ün kurucusu Anton LaVey’i hem filmin danışmanı hem de filmdeki şeytan/tecavüz sahnesinde oyuncu yapmıştı. Bu sırada sete yollanan can sıkıcı ve tehdit içeren mektuplar ve dışarda bir takım ah eden insanlardan da bahsedildiğini okumuştum. Etkilenenler arasında yakın zamanda Mia Farrow’la evlenmiş olan Frank Sinetra da olacak ki, karısına seti bırakıp eve dönmesini söylemişti. Mia Farrow ise bunun onun kariyerinde çok önemli bir film olacağını ve gelmek istemediğini. Sinetra’nın cevabı ise sete boşanma kağıtlarını yollamak olmuştu. Filmde neredeyse tersine bir hamilelik yaşayarak gün geçtikçe çökmesi üzüntüsünden kaynaklıymış. Epey bir aksilikle filmin çekimleri tamamlanmış ve gösterime girmiş.

Bir süre sonra, 9 Ağustos akşamı sekiz aylık hamile olan Sharon Tate ve bir grup arkadaşının partiledikleri evlerine gelen Manson çetesi üyeleri, hepsini hunharca öldürmüş. Sharon Tate’in karnından defalarca bıçaklandığını okuyup çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Hala da üzülüyorum buna.

Bu Manson çetesi dediğimiz esasında başlarında Charles Manson isimli bir adamın olduğu bir grup hippiden başka bir şey değil. Kendilerinin The Beatles şarkılarından vahiy aldıklarını hatırlıyorum.

O korkunç gece, o cinayetleri kimin işlediği anlaşılamıyor. Ama bir gün sonra bir eczacı ve karısı öldürülüyor ve karısının ismi Rosemary. Daha sonra başka bir suçtan hapse girmiş bir müritin bir başka mahkuma anlattıklarına istinaden olayı Manson çetesinin yaptığı anlaşılıyor.

Gelelim 2019 tarihli Tarantino filmine. Tarantino filmi 1969’daki korkunç Manson cinayetlerinin öncesinde başlatıyor. Hikaye, düşüşte olan bir aktör Rick Dalton (Leonardo di Caprio) ve onun yakın figuran arkadaşı Cliff Booth (Brad Pitt) üzerine odaklanıyor. Ana konu onlar gibi dursa da, bir diğer yandan Sharon Tate ve Manson çetesi hakkında da bilgi ediniyoruz. Dublör olan Cliff Booth’un Rick Dalton’dan filmin içinde (ve dışında) rol çalması, Manson’un küçük müritleri ve çocuksu (!) Sharon Tate…

Böyle bir film yapıldığını duyduğumda, bir zamanlar (!) o dönemle çok ilgilendiğim için oldukça merak ettim. Filmi izlerken, özellikle sonunda ama bu çok yanlış dediğimi hatırlıyorum. Ve çok ta sorguladım bir yanlış üzerinde doğruyu. Bunu neden yapıyordu acaba Tarantino diye. Ve şu cevaba ulaştım.

Spoiler!!! Göster

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.