The Batman (1943)

Fasten him in the Zombie chair.

Yaklaşık 1 haftadır, belirli bir sırayla* Batman çizgi romanları okuyorum. Amacım hem kendime bir alt yapı hazırlamak, hem de önümüzdeki günlerde incelemeyi düşündüğüm Batman filmlerine ön hazırlık yapmak.
Bu konuda çekilmiş ilk filmden başlamamak olmazdı, ben de öyle yaptım. Elimizde bir cliffhanger (arkası yarın) klasiği olan 1943 yapımı The Batman var. Bu filmi kendi içimde anlat anlat bitiremiyorum da, buraya ne yazacağım hakkında hiç bir fikrim yok. Çünkü ne bugüne kadar bildiğim, ne de okuduğum hiç bir Batman’e (kostümü ve Robin’i saymazsak) benzemiyor.
Film 2. Dünya Savaşı yıllarında çekildiği için bir takım politik göndermelere ve ırkçı söylemlere sahip. Bunu en çok, şeytani bilim adamı Japon Prens Daka cephesinde görüyoruz.
Evet böyle kötücül bir bilim adamımız var ve güzel Gotham üzerinden Amerikalı zeki insanları zombi kölesine dönüştürmeyi planlıyor. Bu arada yapacağı gelişmiş silahta kullanmayı planladığı radyum maddesini ele geçirmek için de hiç bir fenalıktan geri kalmıyor. Hep bildiğimiz Batman’in aksine, gizli bir devlet ajanı olan buradaki “The” Batman ise her seferinde bir yolunu bularak onu durdurmayı başarıyor. Bu arada The Batman 1 vuruyor, 1000 yiyor durumu da söz konusu. Benzer şeyler Robin için de geçerli. Yani, bunlar süper kahraman ama, her seferinde pataklanıp canlarını zor kurtarıyorlar. Ve daha ilginci, hemen her bölümün sonunda Batman ölüyor gibi oluyor ve ne olduğunu anca bir dahaki bölümün başında öğrenebiliyoruz.
Arkası yarınlar bir dönem çok modaymış ve bu seri de aynı mantıkla o yıllarda çekilmiş. Toplam 259 dakikka olan The Batman, 15’er dakikkalık 15 bölümden oluşuyor. Bölüm isimleri Elektrikli Beyin, Yarasanın Mağarası, Yaşayan Ölü, Zombilerin İşareti gibi merak uyandırıcı iken; bölüm içerikleri hakkında söyleyebileceğim şey ilk 10’ar dakikkanın konu, son 5 dakikkanın Batman ve Robin aksiyonu olduğudur. İşte bu kısımlar insanı gülme krizine sokabiliyor. Öyle ki, kör göze parmak olacak devamlılık hataları işte tam da buralarda yapılmış. Ör: Batman’ın pelerini kavgada çıkar, bir sonraki sahnede gene üstündedir gibi.
Oysa ki ben bir ilk filmden azıcık Batman hakkında (belki Robin de) bilgi vermesini beklerdim. Hadi onu eklemediniz, azıcık biraz dövüşmeyi bilen bir Batman -Robin ikilisi olsaydı bari. Sonuçta karşı tarafın adamlarının da süperlik bir tarafları yok, uçan tekmeleri yok, öyle rastgele yumruk sallayan adamlar.
Şahsi görüşüm, bu film 15 bölüm boyunca başladığı hiç bir dövüşü bitiremeyen Batman görmek isteyen anca Batman’ın hasımlarına önerilir ;)

*Çizgi Cafe’nin Batman Okuma Rehberini takip ediyorum.

3 thoughts on “The Batman (1943)

  1. […] Bir önceki yazımda o dönemin ‘cliffhanger’ diye bilinen, bizdeki adıyla ‘arkası yarın’lardan bahsetmiştim. Sonuçta bu türün de kendi içinde bir mekaniği olduğu kesin. Seyirciyi bir hafta sonrasında sinemaya çekebilmek için, bölümü bir takım tansiyon yükseltici sahnelerle bitirmek gerekiyor. Bu bir uçak kazası, trafik kazası, yangın, patlama, boğulma, denizin tutuşması ya da binadan düşme olabiliyor. İşte, Batman ve Robin (1949) tüm bu klişeleri içinde barındırıyor. […]

  2. […] 1943, 1949 ve 1966 filmlerini önceki yazılarımda kaleme almıştım. Batman’i bir şeye benzetmeye çalışıp ellerine yüzlerine bulaştıran filmlerdi onlar. Batman 1989’un ise ayakları yere sağlam basıyor. […]

  3. […] Batman’lerimiz 1943 ve 1949 tarihli 15’er bölümlük sinema için yapılmış arkası yarınlar şeklindeydi. Bu […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.