Mudbound (2017)

He didn’t feel the need to fill the air with words like I did.

 

İtiraf ediyorum Mudbound’u biraz zor izledim. Çünkü konu bence bildik. Artık biraz sıkıldım zenci ezilmişlerin hikayelerinden özellikle Missisipililerden. Ama bir de şu gerçek var tabi ki, seslerini duyurmak için uzun süre beklediler ve şimdi yeni yeni kendi geçmişlerinin çarpıcı filmlerini yapıyorlar. Evet filmin yönetmeni bir siyahi ve hatta bir kadın; Dee Rees. Kendisini ilk filmi Pariah (2007) ile hatırlayacağız.
Filmin Missisipi’de geçiyor olması, zencilere kötü davranan beyazların çokluğu, kadın haklarının yoksunluğu, ikinci dünya savaşı ve sonrası oluşu bayağı bir fikir veriyordur. Evet dış sesten çoğu zaman yoksun beyazlar ve zenciler iç sesleriyle kendi bakış açılarını, kendi hayatlarını anlatıyorlar. Bir beyaz ve bir siyahi ailenin ortak yönü, aynı yerde oturmaktan başka oğullarının da bu savaşta çarpışıyor olmasıdır. Oğulları döner, arkadaş olur, ama bu bir kısım beyazları rahatsız edecektir. Olay öyle bir şekil alır ki, devreye Klu Klux Klan girecektir.
Yazının başından beri zenci mi desem siyahi mi desem karmaşası yaşıyorum. Sonuçta bizde ırkçılık olmadığı için (en azından zencilere karşı yok, belki Bilal-i Habeşi etkisi belki de benim bilmediğim başka nedenlerden) ve bu topraklarda zenci denildiği için ben de öyle devam etmeye karar verdim. Burdan bakınca aslolan insan, ordan bakınca her türün iyisi de var kötüsü de mesajı çıkıyor.
Filmin ilk bir saati ağır ilerliyor ama ikinci yarı oldukça akıcı.
Film 4 dalda Oscar’a aday. En İyi Yardımcı Kadın, En İyi Cinematography, En İyi Orjinal Şarkı ve En İyi Uyarlama Senaryo.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.