The Grand Budapest Hotel (2014)

There are still faint glimmers of civilization left in this barbaric slaughterhouse that was once known as humanity

Wes Anderson’ı ya seversiniz ya da sevmezsiniz. Çünkü yarattığı dünya çoğu zaman masalsıdır. Nitekim masal gibi bir film The Grand Budapest Hotel. Renkleri, simetrisi ve dünyasıyla (bilmeseniz de) ben Wes Anderson filmiyim diye bağırıyor.

Peki ne anlatıyor?

İç içe geçmiş hikayelerle birbirine bağlanacak bir olaylar dizisini 1985’den geriye giderek anlatıyor.

Yıl  1932, Grand Budapest Otelinin en şaaşalı dönemleri. Burada çalışan otelin yetkilisi Gustave ve komi Zero’nun yaşayacakları filmin konusunu oluşturuyor.

Bu arada iki savaş arasını ele aldığı için bir takım göndermelerle değişen politik yapıyı da gözler önüne seriyor. (İki tren yolculuğu sırasındaki askerlerin durumu gibi)

Anderson simetri kadar küçük detaylara da takıntılı bir yönetmen. Royal Tenenbaums’da olduğu gibi filmi bölümlere ayırmış. Ama bir adım ileriye giderek her bölümü farklı çerçeve oranıyla çekmiş. Bu bölümler Matruşka yapısı diye de bilinen yöntemle birbirlerinin içine geçmiş durumdalar.

Anderson’ın filmin içine incelikle yerleştirdiği ayrıntılardan bir tanesi de oyuncular. Onları da ince ince düşünmüş ve hatta ünlü oyuncuların küçük/basit rollerde yer almasını sağlayarak şaşırtıcı olmuş.

Ben en çok yönetmenin simetri takıntısına takıldım. İzlerken gözümün yorulduğunu itiraf etmeliyim. Çünkü her kareyi fotoğraf gibi gördüm. Ve kaçırmak istemedim. Belki de durdurup durdurup izlemek gerekirdi, bilemedim.

Uykulu Kuytu Puani: 5Ama,

Ama,

Bu bir Obsesif-Kompulsif bozukluk değil midir?

Not: Aralarında en iyi film de olmak üzere, 9 dalda Oscar’a aday.

Not 2: Altın Küre’de en iyi müzikal ya da komedi filmi dalında en iyi film ödülünü almıştı.

Not 3: Film, çok sevdiğim Stefan Zwieg‘ın notlarından esinlenilerek uyarlanmış.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.