W.E. (2011)

Don’t rain on my parade.

Dünyanın en büyük aşkını yaşasan ne olacak anlatamadıktan sonra!

The Tiger and the Snow’da vardı öyle bir sahne gerçi Roberto Benigni bunu başka bir duyguyu anlatmak için kullanıyordu. O filmde bir şairi oynayan Benigni çocukken omuzuna konan bir kuşun onu ne kadar etkilediğini anlatmaya çalıştığında o duyguyu veremediği için kimse onun hissettiklerini anlayamamış, o da duyguyu tam hissettirebilmek için şair olmaya karar vermiş gibi bir hikayeydi.

Bu örneği verdim çünkü W.E.’de belki de dünyanın en büyük aşk hikayesi filmin merkezinde. Onca aşk var da bunların asilzade olmaları mı aşkı büyük yapıyor denilebilir. Evet aynen öyle diye cevap verebilirim buna. Ama işte, o aşkı anlatmaya kalkmanın her yiğidin harcı olmadığını gördüğümüz bir film olmaktan öteye gidememiş.

Film iç içe geçmiş iki zamanı ele alıyor. Günümüzde Wally Winthrop isimli genç kadın ve onun tutkusu olan Windsor Düşesi Wallis Simpson‘ın yaşadıkları. Aslında o dönem yaşayan bir çok insanın dikkatini çeken bu hikaye, her ne kadar defalarca televizyon filmlerine, dizilere ve kitaplara konu olsa da, belki bilmeyenler vardır diye hatırlatmayı gerektiriyor.

Wallis Simpson Galler Prensi VIII. Edward’la tanıştığında pek genç olmayan bir yaşta (38) ve ikinci evliliği hala devam eden alımlı bir kadınmış (güzel değil). Birleşik Krallık hükümdarı olan VIII. Edward’ın Wallis ile olan ilişkisi saray halkı ve hükümet tarafından kabul görmemiş. Çünkü bu dönemde kilise boşanmış ve yaşayan eski eşleri olanların kraliyet mensuplarıyla yeniden evlenmesine izin vermiyormuş. Sevdiği kadınla birlikte olabilmek için yerini kardeşi VI. George’a (kendisini The King’s Speech’deki kral olarak hatırlayacağız) bırakan Edward, Wallis’le evlenerek ölene kadar birlikte yaşamış. Sonradan kardeşinin isteğiyle onlara Windsor Dükü ve Düşeşi ünvanı verilmiş.

Yukarıya yazdığım satırlardan Edward’ın ne kadar büyük bir fedakarlık yaptığı anlaşılıyor sanırım. Ve aslında tüm dünyanın da gördüğü bu olmuş. Yani tahtından ve ülkesinden, bir kadın (!) için vazgeçen bir kral. Ortada önemli bir şahsiyet varsa insanlar genelde önemsiz kısımla pek ilgilenmez. Wallis’in durumu da böyle olmuş işte. Bu yüzden hayatı boyunca eleştirilmiş. Burada devreye giren Madonna, almış hikayeyi ve Wallis’in tarafından yaşananları, ona hayran bir ailede büyüyen ve onun adından esinlenerek Wally olarak isimlendirilen günümüz kadınıyla aydınlatmaya çalışmış.

Wally Wallis’e hayranlık duymuş ve o görkemli hayata özenmiş. Her ne kadar kendisi de belli standartların üstünde bir evliliğe sahip olsa ve durumu iyi olsa da, belki eksik olanın güçlü bir aşk olmasından kaynaklı her gün biraz daha yakınlaşmış Düşesle. Bu arada Düşes’in tarafından hikayenin verilişi de olduğu gibi etkili zaten, abartıya gerek kalmamış.
Yani düşünsenize ortada gerçekten seven, olabilecek en güçlü ve soylu bir erkek var, hediyelere boğuyor, her gün özel tasarım bir mücevherle falan geliyor, tahttan “halihazırda evli” bir kadın için vazgeçmesi bir yana bunu bir de halka onu onure edercesine deklere ediyor. Ve hayatının geri kalanını neredeyse bir sürgün hayatı yaşamayı göze alırcasına sürdürüyor. Düşündüm de, bunları yapabilmek için galiba kral olmak gerekiyor. Çünkü ben böyle mangal gibi yürek pek görmedim. Pardon, herkesin en büyük aşkı yaşadığı günümüzde, sanal ortama ‘mangal gibi yürekle’ yazılan aşkları ‘okuduğumu’ söylemeyi unuttum, neyse.

Wally çok etkileniyor Wallis’in hayatından. Onun gibi olmaya çalışıyor ve hayatları da karıştırıyor bir süre sonra. Seksi gecelik giydiğinde kocası tarafından ‘kötü kadın’ olarak itham ediliyor halbuki Wallis öyle giyindiğinde kral hiç böyle bir şey söylememişti. Çünkü galiba onun hiç öyle ‘gördüğü’ bir kadın olmamıştı hayatında.

Sık sık ayna kullanımıyla iki kadının benzer hayatları olduğunun/olacağının en güzel örneği, Wally’nin psikiyatrist (!) kocasıyla gün geçtikçe kötüleşen ilişkisinin, tıpkı Wallis’in alkolik asker ilk kocasının onu öldüresiye dövmesi benzeri (karnına son tekmeyi atarak) sonlanması olmuş. Ve tabi kral değil ama Wally’nin üzerine titreyen müzayede salonundan tanıdığı Rus güvenlik görevlisinin (Evgeni) hayatına girişini ve yeni W.E. olduklarını da atlamamak lazım.

W.E. Madonna’nın yazıp yönettiği ikinci film. Neden böyle bir film yaptığını düşünüp duruyorum dünden beri ve sanırım buldum. Bazen insanlar ideallerini yükseltmek durumunda kalırlar. Çünkü bildikleri hiç bir şey onları mutlu etmeye yetmeyecektir. Orada işte olabilecek en imkansıza kayar düşünce ve olacaksa bu olsun denilir. Bu duruma; aşka inancını kaybetmiş birinin bir sonraki ilişkisinde, karşısındakinin ağzıyla kuş tutmasını bekliyor denilebilir.

Uykulu Kuytu Puani: 3Yukarıya yazdıklarım benim anladıklarımdı. Yazının başında verdiğim örneğin ne anlama geldiği anlaşılmıştır umarım. Böyle bir hikayeyi anlatmak kolay olmuyor. Film üzerine Madonna’ya gelen eleştirilerin sebebini ben buna bağlıyorum. Ve Wallis Simpson’ın sözleriyle bitirmek istiyorum: “Büyük bir aşkı sonuna kadar yaşamanın ne kadar zor olduğu hakkında hiçbir fikriniz yok.”

Not: Madonna’nın oynadığı filmlerden bir tanesi geldi aklıma. Desperately Seeking Susan. Orada Madonna’nın canlandırdığı çılgın Susan karakteri gibi olmaya çalışan Roberta isimli düz bir kadın vardı. Ve iki hikaye bir yerden sonra birleşiyordu.

Not 2: Filmde Mohamed Al-Fayed rolünü Haluk Bilginer oynuyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.