The Revenant (2009)

She loves you and
you use her for food.

Kelime kökeni Fransızca “revenir” (dönmek) kelimesinden gelen revenant, “ölümden dönen” anlamına geliyor. Filmde işlendiği şekli aydınlatmak için biraz tanım yapmak gerekiyor. Yoksa bu film başlı başına bir tür olup çıkacak. Yalnız bir sorunum var, bu ara nerede ne okuduğumu aradığımda bulamama gibi bir huy edindim, aklımda kalanları internetten teyit ederek yazacağım. Sorun şu ki, basılı kaynaklara daha çok güveniyorum, keşke hangi kitapta okuduğumu bulabilseydim.

Bu ölümden dönen yani bizdeki anlamıyla hortlak inancına bakmak gerekiyor. İlk kullanımı Antik Yunan’daydı diye hatırlıyorum. Aslında bu tanıma giren hortlak her ne kadar bugün için aklımıza zombi benzeri bir yaratık getirse de, eski tanımlarda vampirsi özelliklerden olan  kan içmeye de sahipti. Hatta belki vampirin çıkışı bile daha yeni kalacağından, hortlaktan bir üst kavram olarak söz edilebilir. (?) (Cadı tanımında da geçiyordu.)

Şimdi, The Revenant ana fikri  “tam da buradan almış” diye ve bir de “hayır almamış, başka bir şey denemiş” diye iki tane fikrim var. Açıklamaya çalışacağım, önce konu.

Iraklıların kurduğu bir tuzakta ölen Teğmen Bart Gregory’nin (David Anders) cesedi Los Angeles’a getirilir ve cenaze töreninden sonra gömülür. O gece mezarından çıkacak olan Bart, en yakın arkadaşı  Joey’den (Chris Wylde) yardım isteyecek ve ikili Bart’ın bir hortlak olduğuna kanaat getirecektir. Bu durumda Bart’ın vücudunun deforme olmaması için kan içerek beslenmesine yardım etme görevi de Joey’e düşecektir.

Shaun of the Dead ya da Zombieland benzeri komedi yönü ağır basan filmin, diğer ikisinden farkı; başroldekilerin kendilerinin birer “ölümden dönen” olması. Bu açıdan bakınca 1988 yapımı Dead Heat’le benzerlik gösteriyor denilebilir ama onda öyle kan emme olayı yoktu. Bir de bir ayrıntı daha, Bart ve Joey’in öldürecekleri insanları seçerken bu tercihlerini suçlu insanlardan yana kullanmaları akıllara Dead Heat’deki polisleri (zombie) getirse de, bu filmde bariz bir şekilde beyaz Amerikalı olmayanların katledilmesinin altının çizilmesi de üzerinde durulması gereken bir ayrıntı olmuş.

Absürt gözüken çokça sahneye sahip filmin başarısını, bizi komik ‘ölümden dönenlerle’ özdeşleştirmesine bağlıyorum. Yani o tarafa geçtiğinizde korkacak bir şeyiniz kalmadığı gibi o karaktere yaklaşmanızın sonucu olarak da düştüğü durumları bizzat hisetmeniz sağlanıyor.

Bir de çok önemli bir ayrıntı, filmin içine gömülmüş olan bir aşk hikayesi de var. Bart’ın ölmeden önceki kız arkadaşı, hortlak olduğu zaman bile onunla olmak istiyor gibi düşünce sınırlarını zorlayıcı bir tema da eklenmiş. Ama bunun da kısa sürede suyu çıkıyor ve sadece güldürüyor. (Bu arada en çok güldüğüm sahne, arkadaşının kopan kafasının söylediklerini duyabilmek için, electrolarynx yerine gırtlağa dildo dayaması oldu.)

Birinci fikrim konuyla örtüşüyor ve belki de gerçekten bu yeni kavram (zombie-vampir) üzerinden gidip yeni bir şey yaratmış gibi gözükürken aslında antik dönemden kalma inançları bu film vasıtasıyla birleştirmiş olabilir diye de düşündüm. İkinci fikrim ise filmin yönetmeninden çıkışlı olacak.

Yönetmen D. Kerry Prior’ın ikinci filmi ve kendi yazmış. Kendisi uzun süre filmlerin görsel ve özel efektlerinde çalışmış. Bu arada efektlerini yaptığı filmlerden bazılarının isimlerini anmakta fayda var.  A Nightmare on Elm Street 34, The Lost Boys ve The Blob. (Çok sevdiğim The Abyss de olmasına rağmen söyleyeceklerimi bozmasın diye yazmıyorum.)

Elm Sokağında Kabus serisinin bu bölümleri artık iyice komedi filmi tadında çekilmişti diye hatırlıyorum. The Lost Boys da benzer bir çizgide ilerliyordu.

Ve The Blob..

Video kasedini kiralamıştım çocuk yaşımda ve iyi film-kötü film ayrımım da oluşmamıştı henüz. Sonunda şu yorumu yapmıştım; “Bu izlediğim en kötü filmdi”. Bugün için hala geçerli olup olmadığını bilmiyorum, filmden çok az görüntü kalmış aklımda, bir çamurun insanları yuttuğuna dair. Bir de türkçesinin Balçık olduğunu hatırlıyorum o kadar.

Şimdi D. Kerry Prior böyle filmlerde çalışmışsa mutlaka onlardan etkilenmiştir ve bunu The Revenant’a yansıtmıştır diye bir fikrim var doğru da olmayabilir tabi. Bir de bu filmlerin kendi kitlesi olduğu düşünülünce herhangi bir canavar filmi ile riske girmektense komedi öğeleriyle süslenirse daha çok iş yapar mantığından yola çıkmış da olabilir. 1996 yılında ilk yönetmenlik denemesi Roadkill isimli bir filmi de olan yönetmenin o filmine değinemeyeceğim çünkü imdb’de sadece 7 kişinin oy verdiği filmin, -her ne kadar çok merak etsem de- ismine, cismine, torrentine rastlayamadım.

Uykulu Kuytu Puani: 4Yakın arkadaşlık, fedakarlık, aşk, sadakat, suçla mücadele gibi konulara farklı bir açıdan yaklaşan bu hortlak filminde ben çok eğlendim. Daha önce festivallerde gösterilen film, şu sıralar Amerika’da tekrar gösterimde. Şayet komedi-korku filmlerini seviyorsanız tavsiye ederim.

Not: Flightplan‘in yönetmeni Robert Schwentke’nin tamamlamak üzere olduğu ve 2013 yılında gösterime gireceği düşünülen benzer konulu bir film yapılıyormuş; R.I.P.D. Onda da iki zombi polis suçluların peşine düşüyormuş.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.