Le Tableau (2011)

Men love women,

but they love their dreams even better.


Mutluluğa Boya Beni olarak çevrilmiş Türkçe’ye. İlk kez bir filmin Türkçe ismini orjinalinden daha çok beğeniyorum. Sebeplerim var tabi ki, ama önce konu.

Bir ressamın fırçasından çıkan karakterlerin yaşamını konu alan filmde ressamın yaratımına bağlı olarak üç sınıf yer almaktadır. Toupins (Tout Peint= All Painted) yani tamamlanmış karakterler diğer iki sınıfı yönetenler olarak verilirken Pafini (Pas fini= Unfinished) yani tamamlanmamış, yarım kalmış karakterler gölgelerde saklanan ve Reufs (Rough Sketches) yani eskizler de köle statüsünde yer almaktadır. Haliyle bu iki alt sınıf tamamlanmış karakterler gibi olabilmek için yollar aramaktadır. Bu arada tamamlanmış karakterlerden Ramo yarım kalmış Claire’e aşık olmuştur. Claire’in yüzü renklendirilmeden bırakılmıştır ve bu yüzden oldukça üzgündür. Yine bir başka yarım kalmış karakter olan Lola ile birlikte sevdiği kadının yüzünü tamamlaması için ‘ressam’ı aramaya çıkan Ramo’ya yolda eskizlerden Plume ve asker Magenta da eklenecek ve birlikte maceralı bir yolculuğa başlayacaklardır.

Sevgilisi için kendi hayatını tehlikeye atan bir aşık..

Sınıflar arası hiyerarşi..

Farklı dünyaların insanları..

Önemli olan dış görünüş değil diyebilmek..

Yaratıcılarını aramaya çıkan karakterler..

Bu yukarıda yazdığım maddelerin her biri başlı başına bir konu oluştursa da, üzerinde duracağım bunlar olmayacak. Evet çok açık bir sorgulama var filmde ama asıl beni etkileyenin ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Bir sanatsever olarak resmin bendeki yeri ayrıdır. Bir tablo gördüğüm zaman onu yapan gibi düşünmeye ve beni nereye konumlandırdığına dikkat ederim. Bu filmlere bakarken de kullandığım bir yöntemdir. Nasıl ki kamera vasıtasıyla bakmamız gereken yer önceden belirleniyorsa, iyi tablolarda da bu geçerlidir ve bu onu yapanın dehasıdır.

Le Tableau bu bakış açımla bir çok tablonun birleşiminden bir film olmuş. İzlerken farkettiğim bu durumu ikinci kez kare kare oynatarak izleyerek tescilledim ve bir kere daha hayran kaldım. Sadece kompozisyonlar değildi beni etkileyen, renk kullanımının da başımı döndürdüğünü söylemeliyim. Sıcak-soğuk renklerin kullanımındaki ayrıntılar bir yana, o birbirini tamamlayan renkler skalasına bağlı kalınması da ayrıca dikkat çekici olmuş.

Ve filmin ismi..

Uykulu Kuytu Puani: 4Pafiniler ve Reuflar için soğuk renklerden yaratılmış dünyanın (maviler-yeşiller) sıcak olana geçişi (sarılar, turuncular) filmin Türkçe ismini anlamlı bulmamı sağladı işte.

Mutluluğa Boya Beni çok güzel olmuş.

Not: Modigliani‘nin filme ilham veren tablosu.

Not 2: Sevdiğim albümleri loopa alıp dinlerken eş zamanlı sesini kısıp izlediğim filmler vardır, yeni filmim bu olacak sanırım.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.