Confucius (2010)

True benevolence is the love of mankind.

Çok sevdiğim Konfüçyüs’ün hayatının bir bölümünü anlatan filme geçmeden önce kendi notlarımdan bazılarını paylaşacağım.
Milattan önce 551-479 yılları arasında Zhou Hanedanlığı döneminde bugün Çin diye bilinen topraklarda yaşayan Konfüçyüs, o bölgede Lu’ya bağlı Qufu şehrinde doğmuş ve 72 yaşında aynı yerde ölmüş. (Çin isminin M.Ö. 221-207 arası Qin [Çin] hanedanlığı döneminden geldiğine inanılıyor.) Bu arada Konfüçyüs’un ismi de kendi kullandığı bir isim değilmiş. Yaşadığı dönemde Kong Qiu ya da Kongzi olarak çağırılan filozof, Konfüçyüs ismini 17. yüzyılda almış.

Konfüçyus’un yaşadığı antik çağda dahil olduğu ilkel medeniyetin politik ve sosyal problemleri felsefi yaklaşımını da belirlemiş. Politikayla sıkı ilişki içinde olması ve hatta üst düzey görevlerde bulunması bu konuda sürekli düşünmeye devam etmesini sağlamış. Bir dönemde bilir kişi kabul edilen ve sözü geçen Konfüçyüs’ün başka bir dönemde alaşağı edilmesi de gecikmemiş ve uzun süre sürgüne gönderilmiştir. Bu süreyi yine öğrenmek ve öğretmek üzerine değerlendiren Konfüçyüs çok kötü şartlar görmesine rağmen insanlara olan umudunu kaybetmemiş ve bu çizgide ileriki tarihlerde bir çok insanı etkileyecek “insanın ne olduğundan ziyade ne olabileceğine bakarım” anlayışına sahip olmuştur. Kendini büyük bir düşünür olarak değil de bir ‘öğrenen’ olarak görmeyi tercih eden Konfüçyüs’ün bu bakış açısı insanı ‘henüz bitmemiş bir oluşum’ olarak görmesini de sağlamış.

Ölümünden sonra kurulan Qin Hanedanlığı zamanında izinden giden herkesin öldürülmesi, yazılı her şeyin yok edilmesi Konfüçyüs felsefesini geriletse de allahtan bu hanedanlığın ömrü uzun olmamış (14 sene) ve sonra kurulacak olan Han Hanedanlığı zamanında yeniden yapılandırılarak günümüze kadar gelmesi sağlanmıştır. Kulaktan kulağa aktarılma dönemi olduğu için Konfüçyüs’ün kendi yazdığı bir şey yokmuş aslında. İlk biyografisi o öldükten 400 sene sonra Sima Qian tarafından yazılmış.

Geleneklere bağlılığın önemini her zaman vurgulayan Konfüçyüs’ün öğrencileri ile yaptığı konuşmalar Analektler adı altında toplanarak kitaplaştırılmıştır ve Çin edebiyatının en önemli eserlerinden biri sayılmaktadır. Bilinmesi gereken Konfüçyüs’un öğretisinin bir din olmadığıdır.

Michael H.Hart’ın 1978 yılında yazdığı The 100: A Ranking of the Most Influential Persons in History kitabında iyidir kötüdürü tartışmadan insanları en çok etkileyenleri bir sıralamaya koyarak; Konfüçyüs’ü Hz. Muhammed, Newton, Hz. İsa ve Budha’dan sonra beşinci en etkileyen olarak almaktadır. Ki diğerlerinin yaşadıkları tarihlere bakınca aralarında en eski de Konfüçyüs’dür.

Filmde Kong Qui’nin (Konfüçyüs) ileri yaş döneminde Lu krallığında Adalet Bakanı olarak görev almasından ölümüne kadar olan süreç ele alınıyor. Bakan olduğu süreçte Lu’nun lehine aldığı kararlarla dikkat çeken Kong Qui başbakanlığa yükselir. Yine insanların iyiliği için karar almaya çalıştığı bir sırada bunu kendi çıkarına çevirmek isteyenler yüzünden  yanlış anlaşılır ve ailesini geride bırakarak sürgüne gider. Müritlerinin onu yalnız bırakmadığı bu yolculukta Kong Qui, düşünmeye ve düşündürmeye devam edecektir.

Mei Hu’nun yazıp yönettiği filmde Konfüçyüs rolünü Yun-Fat Chow oynamış ve çok da iyi bir seçim olmuş. Bunu sadece iyi oyunculuk anlamında söylemiyorum, Chow’un yüzündeki o herşeyi halletmiş huzur dolu ifade Konfüçyüs karakterine çok uymuş.

Herkes Konfüçyüs ismini bilir ve sözlerini de ama filme çok yansımamış o özlü sözler. Sanki ‘bir de bu açıdan bakın, neler yaşadığına şahit olun’u göstermek için çekilmiş gibi. Belki bir de büyük filozofu batıya tanıtmak için.

Not: Konfüçyüs’ün bazı sözleri.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.