Margaret (2011)

And yet you will weep and know why.


Boşanmış annesi ve erkek kardeşiyle yaşayan Lisa tatilde babası ile gezmeye at çiftliğine gidecektir ve hoş gözükür diye bir kovboy şapkası almak istemektedir ama bulamamaktadır. Bir anda gözüne çarpan halk otobüsü şöföründe istediği gibi bir şapka olduğunu fark eder. Otobüsü takip etmeye ve dışından işaretlerle nereden aldığını sormaya çalışırken şöförün dikkati dağılır ve kırmızı ışıkta duramadığı için bir kadına çarpar. Kadın Lisa’nın kollarında can verir. Lisa kendisi de suçlu olduğunu bildiği için trafik lambasının yeşil yandığını söyleyerek hem kendini hem şöförü kurtarır. Ne yaptığını farkına varması uzun sürmeyecek ve gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışırken de sadece ruhsal açıdan değil, fiziksel açıdan da olgunlaşarak büyüklerin dünyasına adım atacaktır.

Filmin isminin Margaret oluşuna açıklama öğretmeni John’ın (Matthew Broderick) dersinde Gerard Manley Hopkins’e ait Spring and Fall isimli şiirinin okunması ile geliyor. Bu şiirde dökülen yapraklarla ölüm ilişkilendirilerek bunu Margaret isimli bir çocuğun nasıl algılayıp büyüdükçe daha kolay kabule geçebileceği anlatılıyor. Şiirin sonundaki “It is Margaret you mourn for.” kısmı ise Margaret’in aslında kendi ölümüne üzüldüğüne işaret etmiş. Hemen aldı götürdü beni bilgece çıkarımların olduğu ve dün izlediğim The Best Exotic Marigold Hotel’e. Yüksek sesle düşünmüştü Evelyn ve bir cenazede yaşanılan acının az tanıdıkları kişi için mi yoksa kendi yitirdikleri için mi olduğunu sorgulamıştı.* O bana düşünce olarak daha yakın gelmişti.

Ben böyle bağlantılandırıp ballandıra ballandıra anlattım da bir bilseniz ne eziyet çektim izlerken. Sadece filmi kontrol ederken o kaza sahnesine rastladım ve hoşuma gittiği için sonuna kadar izlemekte direndim. Bu arada film Fransızca dublaj çıktı hadi ona da ok dedim. İkinci yarıdan itibaren ses ve görüntü senkronizasyonu bir bozuldu, o anlamadığım Fransızca sahne bitince boşlukta yankılanıyor falan, tam kabus oldu inşallah rüyalarıma yansımaz. Sonuna kadar direndim ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim, çok büyük vakit kaybıydı.

Dün Discovery Science’da Morgan Freeman’ın o güzel sesiyle sunduğu Through The Wormhole belgeselinin Zaman Diye Bir Şey Var Mı? bölümünde duyduğum ve anladığım şekliyle, yüksek yoğunluklu olaylar sırasında beynimiz acil durum kontrol merkezini devreye sokuyormuş ve bu da o olayı uzun bir zamanda oluyormuş sanmamıza sebep oluyormuş. Örnek de, trafik kazası geçiren birinin tüm olayı ağır çekimle deneyimlemiş olabileceği üzerinden veriliyordu.

Ben bunu anlayabildim çünkü öyle kazalarım var bu dünyada, ama her ayrıntıyı hatırlıyor olabilmemin beynimdeki acil durum kontrol merkezine bağlı olduğunu yeni anladım. Şimdi bunu niye anlattım, Lisa için o trafik kazası çok önemli, an be an sahne sahne gözünün önüne getirebiliyor. Ona upuzun gelen kaza aslında kısa sürede oluyor ve bitiyor. Burada atlanan ve asıl tüm bunları yazma sebebim olan şeye geleceğim şimdi. Kazayı yaşayan için o zaman hiç bitmiyor. Bunun için ben dünden beri düşünüyorum işte.

Acil durum kontrol merkezi diye bir şey var sevgili okuyucu ve umarım kimse için devreye girmek zorunda kalmaz.

Not: 30 yaşındaki Anna Paquin nasıl oluyor da liseli bir kızı oynayabiliyor sorusuna cevap filmin 2005 yılında yani Paquin 23 yaşındayken çekilmesi, 2006’da gösterime sokulmasının planlanması fakat bazı aksilikler sonucu  ertelenerek ancak 2011’de piyasaya sürülmesi olarak verilebilir.

Not 2: Bu arada kadroda bayağı iyi oyuncular var ve çoğunun da azıcık rolü var.

*“Is it our friend we are grieving for, whose life we knew so little? Or is it our own loss that we are mourning?”
(Bu acının sebebi aslında çok az tanıdığımız bir dostu kaybetmemiz mi? Yoksa kendi yitirdiklerimizin arkasından mı ağlıyoruz?)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.