Faust

And so I sit, poor silly man

No wiser now than when I began.

Faust Goethe’den önce de defalarca yazıya dökülmüş bir Alman karakteridir.  Faust’a esin kaynağı olan Dr. Faust 1480 – 1540 arasında yaşayan ve sadece bilge birisi değil aynı zamanda sihirli güçleri olduğuna inanılan gerçek bir kişiymiş. Tabi bunun sebebini o dönemin insanlarının ruhunu şeytana sattığı için o kadar bilgili olduğu şeklinde açıklamaları kaçınılmaz olmuş. Faust eserlerinin en ünlüleri Christopher Marlow ve Goethe tarafından yazılmış tabi bazı farklarla: Marlow’un Faust’u şeytandan bireysel isteklerde bulunurken, Goethe’ninki geniş düşünen ve insanlık hayrına isteklerde bulunabilen bir karakterdir. Aynı zamanda Goethe’nin Faust’unun kendisiyle özdeşleştiğini de belirtmekte fayda var. Goethe’nin 1772-1831 yıllarını kapsayacak şekilde yazdığı Faust 1.bölüm ve Faust 2. bölüme son şeklini vermesi neredeyse bir ömür sürmüştür. Goethe’nin dehası romantik ve aydınlanma çağlarını gözlemlemesine rağmen bu ikisinde değil de kendi benzersiz dünyasında olması.

Teması aşk olan aynı zamanda hırs ve bilgelik içeren Faust’un konusu:

Sonsuz bilgeliğe ulaşmak için şeytanla (Mephistotales)  pazarlık yapan Faust her isteğinin yapılması karşısında yaşadığı mutluluktan tatmin olursa ruhunu tanrı ile iddiaya giren Mephisto’ya verecektir. Mephisto Faust’u baştan çıkarabileceğini iddia etmiştir. Goethe’nin Faust’unun bir diğer özelliği içine aşkı eklemesidir. Margarete isimli saf ve küçük yaştaki kıza aşık olan Faust onu da Mephisto’nun yardımıyla elde etmek ister. Bu arada bazı aksilikler olur, bunlar birlikte olabilmek için kızın annesine uyku ilacı verirler, ama o ilaç Mephisto tarafından hazırlanan bir zehir olduğundan anne ölür. Annenin ölümü kızın üstüne kalır çünkü ilacı o vermiştir. Abisinin de ölümüne sebep olduktan sonra kaçarlar. Bu arada Margarete hamile kalmıştır ve ne yaptığını bilmez halde çocuğunu öldürür. Ölüm cezasına çarptırılarak yakılmasına karar verilir. Ruhunu bilgelik için satan Faust tüm bu süreçte bilgeliğini kaybetmiş olarak ve mutlu olmayarak Mephisto ile olan anlaşmasını iptal etmeye karar verir.

1831’de tamamladığı Faust’un ikinci bölümü ise bilgeliğini nasıl geri kazandığı ile ilgili. ‘Kültürel değerler neye dayanıyor?’ sorusunu derinlemesine inceliyor ve ‘mutlak (göreli olmayan) güzelliğin bir standardı var mıdır?’a cevap arıyor. Bu kitapta eskinin ve antik düşüncenin gölgesinden çıkılması gerektiği vurgulanırken, Faust’un Antik Yunan’a giderek Helen ile evlenmesi ve Euphorion’un doğması aslında Goethe’nin ideali olan Alman-Antik Yunan uygarlıklarının birleşimini simgeliyor. Ancak Euphorion’un ölümü ve sonrasında Helen’in ölümüyle bu ideal gerçekleşemiyor. Romantik ve klasiğin karışımı yaratılan bir kültür  gerçek değil sunidir ve kırılır, Euphorion gibi’nin altı çiziliyor. Klasik geçmişe gitmek Faust için başarısızlıkla sonuçlanıyor ve tekrar Almanya’ya dönüyor.

Bu bilgileri verme sebebim birden fazla Faust filmini anlatacak olmam. Ve hangilerinin hangi esere bağlı kaldığını açıklamaya çalışacağım.

Faust (1926)

How comes it, then, that thou art out of hell?

Sinemanın sessiz döneminin ünlü yönetmeni F. W. Murnau’nun baş yapıtlarından biri olan Faust; kitaptaki haliyle ve Book of Job’daki gibi cennette başlıyor. Cennette Adem ile Havva’nın şeytan tarafından baştan çıkarılmalarının farklı bir versiyonu gibi. Faust’un bilgiye aç olması ve insana bilgiyi verenin şeytan olması şekliyle Tevrat‘taki tasvire benziyor. Buna göre, Tanrı insanın bilgi ağacı hariç diğer ağaçlardan meyve yemesine izin verir. Şeytan ise onları bu ağaçtan yemeleri için kandırdığından dolaylı olarak insanlara bilgiyi kazandıran olarak yorumlanmaktadır.

Goethe’nin kitabına oldukça bağlı kalmış bu sessiz filmde ışık ve gölgenin dahice kullanmına şahit oluyoruz. Bir yerde ışık iyiyi, gölge kötüyü temsil eder hale geliyor ve Murnau’nun dünyasının içine çekiliyoruz.

Bu filme dair notlar:

Çift kamera ile çok sayıda çekim yapan Murnau’nun elinde filmin Alman, İngiliz ve Fransız sürümleri için tonlarca görüntü varmış. Filmi inceleyen tarihçiler her bir sürümde kamera yerleri, ışık ve aksiyonda farklılıklar olduğunu söylüyorlar. Murnau filmin Alman sürümünün kurgulanmasını yönettikten hemen sonra en iyi görüntüleri yanına alıp gemiye atlayıp Amerikaya gidiyor ve İngilizce sürümü çok büyük övgü alarak en iyi işi olarak görülüyor. Kendi ülkesinin sinemasına ihanet etmiş diyebiliriz.

Doctor Faustus (1967)

Be silent, then… for danger is in words.

Richard Burton’un yönetip başrolü oynadığı film Marlow’un sahne oyunu olan ve bir diğer Faust hiyayesi olan bilinen doktor Faust’un hayatına dayanıyor.

Tabi bunda Goethe’nin aşk teması yok haliyle ve bazı bir takım cennet, pazarlık ve geri adım atma temaları da. Ruhunu bilgelik için şeytana satan Faust bedelini de ödüyor.

Filmde ayrıca Elizabeth Taylor da boşluk doldurur (!) bir role sahip. Yani tek kelime etmeden binbir kılığa girmiş belki şöyle söylesem daha mantıklı olacak, neredeyse bütün kadın rollerini o oynuyor. Richard Burton’la evli değil miydi zaten?

Filmin geri kalan kadrosunu da karısı hariç 48 drama öğrencisi ve hocaları oluşturuyor. Bu sebeple olacak ki sadece kendi eğlenceleri için filmi çekmişler gibi duruyor.

Lesson Faust (1994)

Do you mean that words are greater than man?

Goethe’nin, Marlowe’un ve yerel Çek kuklacılarının alıntılarından uyarlanmış bir stop motion Çek filmi.

Film şöyle başlıyor, sıradan bir iş adamı (Petr Cepek) evine dönüş yolunda eline garip bir harita geçer. Bunu o an orada atsa da evine gittiğinde harita mektuplarla birlikte oradadır. Sonunda bu haritayı takip etmeye karar verir ve karanlık geçitlerden geçtikten sonra kendini gizemli bir tiyatronun içerisinde bulur. Haritada X ile işaretli yere geldiğinde terk edilmiş bir tiyatronun giyinme odası, bir kostüm ve Goethe’nin Faust’unun bir kopyasınını bulur. Kostümü giyip kitabı sesli okumaya başladığında Faust’un kendisi olur ve şeytanla pazarlık başlar. Hikaye bundan sonra klasik sahnelenen biçiminden çıkıp gerçek insan boyutundaki kuklalarla daha teatral bir sunuma geçer.

Zaman zaman çamurdan oluşan figürler zaman zaman da yuvarlanarak gelen kuklalarla devam eden film animasyon olsa da Faust’un yerinde hissettirme gibi bir duyguyu seyirciye yaşatabilecek kadar kendi gerçekliğine sahip. Yönetmen Jan Svankmajer’in hikayeyi ele alışı, bu meşhur karakterin yazıldığından beri çok sayıda farklı sunumlarına da bir saygı duruşu niteliğinde. Yani sinemayı, kuklaları, baleyi, tiyatroyu ve operayı kullanarak aktarmış.

Ben bu filmi 90ların sonunda izlemiştim. Faust’u da o yıllarda okuduğum gibi kalmış aklımda ama öyle yüzeysel. Bu izleyişimde bana çokça Hermann Hesse’nin Bozkırkudu‘nu çağrıştırdı daha en başından itibaren hem de. Onun öyle yolda eline bir harita tutuşturulması, ve herkes için olmayan o yere gitmesi vs. Sonuçta bunun bir içsel yolculuk olduğu kanısıyla izledim filmi ve bir kere daha hayran oldum.

Faust (2011)

Where does one look for the soul?

Faust 2011 Aleksandr Sokurov tarafından Goethe’nin Faust’unu temel alarak ve bazı başka versiyonları da içerecek şekilde filme alınmış. 2011 Venedik film festivalinde Altın Ayı ödülünü almış.

İlk sözüm sanat filmi seviyorsanız sakın kaçırmayın.

İkinci sözüm, Faust’a benim kadar düşkünseniz sakın sakın kaçırmayın.

Çünkü yönetmen abi öyle bir yapmış ki, bambaşka bir dünyanın içine giriyorsunuz. Gerek kamera kullanımı gerekse çekim teknikleriyle büyülü bir dünyanın içine çekiliyorsunuz.

Konu bildik değinmeyeceğim o yüzden, 1926 Faust’u nasıl ki başlı başına bir efsaneyse bu film de bugünün teknikleriyle gayet başarılı olmuş. O filmdeki gibi ‘kara veba’ zamanlarında yoksunlukla başlıyor ve Faust öncelikle insanlara yardım edebilmek için bilgeliği istiyor bir farkla, bu filmde yoksunluğu damarlarımıza kadar hissetmemiz için boğucu planlar kullanılmış. Yani seyirciye de sıkışmışlığı yaşatmak için birbirinin devamı mizansenler kullanılmış ve farklı kamera açılarıyla desteklenerek böylece o duygudan hiç uzaklaşılmaması sağlanmış. Bunu özellikle kalabalığın olduğu sahnelerde hissettim.

Bir şey daha geldi filmi izlerken aklıma, bu filmde Mephisto ile baş meleğin pazarlığı yok onu belirteyim önce yalnız bir cehenneme gidiş sahnesi var kayalıklı bir yoldan aklıma Marquis de Sade’nin Gehenna vadisi benzetmesini getirdi. Yani yanlış anladılar aslında Gehenna’yı cehennem sandılara varan bir çıkarımı vardı kitapta bana oldukça fazla onu hatırlattı.

Faust üstüne aslında söyleyecek çok şeyim var, ama film kısmında kalmak için hep oraya odaklanma ihtiyacı hissediyorum. Her filmde başka bir şey bulduğum bir gerçek tıpkı üstüne daha çok film olduğu gibi. Diğerlerini de izlersem mutlaka buraya ekleyeceğim.

One thought on “Faust

  1. […] edemedim. Modernize edilmiş bir Faust hikayesi olarak düşünürsek eğer, yani karakteri Dr. Faust şirketi de şeytani olan olarak ele alırsak, onlarca filmle benzerlik taşır. Yok almayalım […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.