Une Vie Meilleure (2011)

Guillaume Canet’i severim; Jeux d’enfants (Love Me If You Dare)’den beri. Böyle uçarı, kaçarı, ne istediğini çok bilmeyen, kendi dünyasında yaşayan ve pek güvenilmez bir tipi var benim nezdimde. Yani öyle rollere yakışıyor. Last Night’da da benzer bir roldeydi ki Love Me If You Dare’de çok kızmıştım ona.

Une Vie Meilleure  İngilizce ismi A Better Life olarak belirlenmiş, tam Fransızca çevirisiyle uyumlu. Bunu neden söylüyorum çünkü 2011’in bir diğer filmi olan Chris Weitz’ın yönettiği A Better Life da aynı isme sahipti. Onda da bir baba oğulun daha iyi bir hayata sahip olabilmek üzere giriştikleri hayat mücadelesi konu edilmişti. Bu filmde de benzer bir konu, yine paramparça hayatlar, yine yoksulluk, yoksunluk ve ara ki bulasın neresi daha iyi bir hayat.

Filmimizin büyük çoğunluğu Fransa’da geçiyor. Yann iş bulmak üzere başvurduğu bir restoranda Lübnanlı Nadia’yı görür ve ikili hızlıca bir ilişki içine girerler. Bu arada Nadia’nın 9,5 yaşında Süleyman isimli bir oğlu vardır. Yann çocuğu da sahiplenir ve daha iyi bir hayat kurmak üzere ormanlık bir arazide bulunan terk edilmiş bir binayı restoran yapmak üzere krediyle satın almayı dener. Dener diyorum çünkü bu yapıya hiç bir zaman sahip olamayacak aksine iyice borç batağına saplanacaktır. Bu arada Kanada’dan iş teklifi alan Nadia oğlunu Yann’a bırakıp gidecek ve Yann bu çocuğun da sorumluluğunu alacaktır.

Diğer A Better Life’ı daha çok beğenmiştim her ne kadar bu konular beni açmasa da. Benim için dystopian işte bu filmler, çünkü öyle bir hayatı tasavvur edemiyorum, izlerken şişiyorum falan. Yani şu var, her kimin hayatını incelemeye başlasak ona hak verebiliriz, bu doğru ve herkesin hayatında düşüşler, olumsuzluklar bulunabilir, ama bu fakirlik konuları belki Türk filmlerinden aşina olduğumuz için beni bunaltıyor. Empati yapmıyor değilim, yapıyorum da hep de bekliyorum sonunda iyi bir şey olacak, her şey bir anda düzelecek diye, ama gerçek hayat gibi, öyle mucizeler gerçekleşmiyor işte. E bir de film bitince filmin bittiği noktada kalıyorum, hiç bir şey düzelmemişse ben de öyle o noktada negative yüklenmiş olarak kalıyorum. Yani demek istiyorum ki, bana umut vermiyor bu filmler, aksine olan umudumu da kaybetmeme sebep oluyor. Bence bu filmde A Better Life denen bu filmin dışındakilerin yani bizlerin hayatı. Bakıp halimize şükredelim diye çekmişler gibi.

Bana yaşattığı duyguları anlatmaya çalıştım, gerçekçi ve hayatın içinden insan manzaraları konulu yapıtları sevenler kaçırmasın.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.