Dark Shadows (2012)

If I can’t have you, my love, I’ll destroy you

Ben anladım, Tim Burton’dan çok şey beklediğim zamanlarda hayal kırıklıgına uğruyorum. Dark Shadows bir işe yaradıysa bunu anlamamı sağladı. Hani sanki Johnny Depp’in Tim Burton eşeği oyna dese oynayacakmış yaklaşımı bana da böyle geçmiş; Tim neyi çekse ben izlerim.
Biraz konu:
Genç dadı Victoria Winters (Bella Heathcote) ölü insanlar gören problemli bir çocuğa eğitim vermeye gotik bir Maine malikanesine gider. Çocuğun teyzesi Elizabeth Collins Stoddard (Michelle Pfeiffer) onu sıcak karşılar fakat babası, Roger Collins (Johnny Lee Miller) ve onlarla yaşayan doktorları Julia Hoffman (Helena Bonham Carter) pek konuşmazlar. Victoria’nın gelişinden kısa süre sonra yeni birisi daha Collinwood malikanesinin kapısını çalar. Bir zamanlar muhteşem olan ailesinin servetini tekrar geri kazandırmak için mezarından kaçan 200 yasında bir vampir, Barnabas Collins’(Johnny Depp)dir bu. Ona aşık olan ve reddettiği cadı Angelique Bouhard (Eva Green) yıllar önce onu lanetlemiştir ve şimdi yine ilişkilerine kaldıkları yerden devam etmek istemektedir.
Filmin 18. yüzyilda geçen giriş bölümünün ardından, çoğunluğu 1972’de geçiyor. The Addam’s Family’den çıkmıs gibi tipler 70’lere karışınca ortaya değişik bir şey çıkmıs. Yönetmenin saygı duruşudur 2011’de filmi çekip de 70’leri merkeze koyması.
Filmde neredeyse sevdiğim bütün kadinlar vardı, erkek olarak Johnny Depp’i de atlamiyorum onun ilk hayranlarindan biriyim. Dünya güzeli Michelle Pfeiffer, gene bir güzel Eva Green, eh iste Bella Heathcote ve çocuk mocuk gayet başarılı Chloë Grace Moretz ve olmazsa olmaz demirbaş Helena Bonham Carter.
Ben en çok Eva Green’in canlandırdığı cadı tiplemesini beğendim. Cadılara ayrı bir ilgim olduğu doğru ama o yüzden değil, onun olduğu sahneler özellikle Johhny Depp ile birlikte oldukları filmi çekici kılıyordu. Bir de o dururken ne diye özelliksiz ama sadece çıtır birini sever ki Johnny? Bence bu sadece filmin değil, her dönemin problemi. Yani ne zaman erkekler böyle seçimler yapsa sonuçları ağır oluyor. Sonra bir yığın dert yanıyorlar falan. Konuşacak bir şey bulamamalar, ortak bir şeyler yapamamalar işte tam da bu noktada oluşuyor. Sen git güzelim Eva Green’i reddet, bir de inanma sevgisine, kadın daha ne yapsın sevdiğini göstermek için, bir de kolay mı öyle bir cadı bulmak?
Filmin müziklerini her zaman olduğu gibi Danny Elfman yapmiş. Darren Aronofsky ve Clint Mansell nasil güzel uyum yaratıyorsa Burton ve Elfman da aynı tadda her zaman. Bu arada o yılların akılda kalan şarkılarına da yer verilmiş. Her ne kadar çoğu şarkıda ‘ne alaka’ dediysem de dinlemek güzel oldu.
Bir de böyle bir çıkarım yapabilir miyim bilmiyorum, 1989 yapımı çok sevdiğim The War of the Roses’ın final sahnesine benzer bir sahne gördüm ve hatta sadece o da değil, The Dark Knight’daki “endure” kullanımına benzer bir kullanım da vardı.
Dark Shadows 60’ların sonunda ABC’de televizyon dizisi olarak yayımlanmış. İzleme fırsatım olmadı, umarım yakında bulurum ve izlerim o zaman bu yazıyı da geliştirebilirim ve belki degiştirebilirim. Belki de bağlantı kurduğum her şey dizisinden alınmadır, kim bilir..
Not: Alice Cooper’ı unutmayayım, iki şarkısıyla var; No More Mr. Nice Guy ve Ballad of Dwight Fry.
Not 2: Eva Green’in özellikle yumurta gibi çatlamış makyajına bayıldım. Filmi de bir dünyası olduğu için keyifle izledim ama bir çok insan beğenmeyecektir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.