Poulet Aux Prunes (2011)

Chicken with Plums aşk ve ölüm üzerine masalsı bir film.

Sevdiği kadın Irâne ile birlikte olamayınca müziğe tutunan ve ünlü bir kemancı olan Nasser Ali başka bir kadınla (annesinin isteği ile) evlenir. Ondan iki çocuğu olur ve bir gün kavga ederlerken karısı kızar ve Nasser Ali’nin kemanını kırar. Müzik dükkanları ve esrar tekkelerinde takılarak kaliteli bir (Stradivarius) keman aramaya başlar ama bulamaz. Kırılan kemanı ve ayrıldığı gençlik aşkı için üzülmekte ve ıstırap çekmekte olan Nasser Ali, şirin çocuklarına ve kendisine düşkün karısının sevgisine gözlerini kapatıp yatağına yatıp ölümü beklemeye karar verir ve ölüm meleği Azrail onu ziyaret eder. Film Amelievari flashback ve flashforward’larla Nasser Ali’nin hayatındaki insanlar hakkında (klasik Fransız narrative sineması) bilgi vererek nasıl herşeyden vazgeçebildiğini anlamamızı sağlar.

İran doğumlu Marjene Satrapi çok satan ve ödüllü çizgi roman Persepolis‘in yazarı. Aynı adla çekilen ve yönetmenlik görevini yine Fransız çizgi roman dünyasının tanınmış isimlerinden Vincent Paronnaud ile paylaştığı animasyon film 2007 yılında Oscar’a aday olmuştu. Film uluslararası başarı yakaladı. Şimdi yine Satrapi’nin basılı işlerinden birine el atmışlar ve Mathieu Amalric (The Diving Bell and the Butterfly), Isabella Rosselini, Maria de Medeiros, Edouard BaerJamel Debbouze gibi Avrupalı yıldızlardan oluşan bir kadro ile Chicken with Plums’ın filmini çekmişler. Persepolis gibi İran’dan tarihi bir kesit (1950’ler) sunan ve zaman zaman Persepolis’deki gibi animasyona da yer verilen film çizgi romanına oldukça bağlı kalmış. Küçük farklardan biri çizgi romanda Nasser Ali’nin keman yerine tar çalması.

Filmin içinde bir sahnede ustası karşısında keman çalıyor ve ustası ona “tekniğin mükemmel, ona söylenecek birşey yok ama eğer sanatına ruh katmazsan birşeye benzemez” gibi birşey söylüyordu. Bunu sinema için de söyleyebiliriz. Görsel efektler, CGI ile donatılmış para akıtılmış bir sürü film izliyoruz ve konu ve anlatım güzel olmadıktan sonra birşeye benzemiyor. Satrapi ve Paronnaud filmlerini geçmişe dönüş ve rüya sahneleriyle ve iyi oyunculukla süsleyerek renkli bir masala benzetmişler. Cesur, egzotik ve farklı, özellikle animasyon ölüm meleği sahneleri.

Not: Onun öyle hayata küsmesi ve öylece ölümü beklemeye başlaması belki o vazgeçmişliği de aklıma Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sındaki Raif Bey’i getirdi. Öyle kendi halinde, ama içinde kocaman bir dünya olan. Ve bir de şu alıntıyla;

“Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.”

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.