The Ledge (2011)

– Love the sinner,
hate the sin?


Yüksek bir binanın tepesinde atlamak üzere bir adam ve onu vazgeçirmeye çalışan bir arabulucu The Ledge’in konusunu oluşturuyor. Dedektif Hollis hiç de iyi olmayan bir gün geçirirken bu intihar vakasıyla karşılaşır ve kendisi de ağır bir duygu fırtınası yaşarken Gavin’in hikayesini dinlemeye başlar. Gavin bir ateisttir ve tanıştığı inançlı hiristiyan bir çiftle  birlikte hayatı değişecektir. Ha hayata bakışı, o hariç. Bu arada Hollis de inançlıdır, en azından “o” güne kadar.

Yabancı filmlerde dinin ele alınışı, inançsızı inandırmak seyirciyi de acaba dedirttirmek olarak seyreder. Hani kilise sponsorlu gibi görünen ve ateisti çaresiz, intiharın eşiğinde gösteren filmler vardır (bkz The Sunset Limited). Ya da Melancholia gibi bilimi temsil edeni (sadece teleskopu var diye öyle) korkak ve hep hata yapan biri olarak gösteren filmler. Bu öyle bir film değil, daha mantıklı ve doğru yaklaşmış olaya. Filmde ateistin (kendisi öyle olmasa da) gay bir arkadaşı ile aynı evde kalması ve onun farklı spiritüel inançlarına saygılı olması fakat koyu bir katoliğin nasıl mantığın sınırlarını zorlayıp kendi gibi olmayan “diğerlerine” tahammülsüz oluşu gayet güzel verilmiş.

Bir şey daha var, hiç dikkatim dağılmadan heyecanla izledim bu filmi, öyle çok çok yüksek puanlar almamış olması yanıltmasın sizi, şayet düşünmeyi ya da yeni fikirlere yelken açmayı seviyorsanız, izlemelisiniz.

One thought on “The Ledge (2011)

  1. […] on my chest is my hand, so close that your eyes close as I fall asleep. ~ Pablo Neruda « The Ledge (2011) Big Miracle (2012) […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.