Prometheus (2012)

 Big things have small beginnings.


2087 yılında, iki arkeolog, Shaw (Noomi Rapace) ve Holloway (Logan Marshall-Green), Isle of Skye’daki gizli bir mağarada Dünya’nın atalarının (Mühendis olarak adlandırdıkları) bilinmeyen bir uzaylı ırkı tarafından yaratıldığına işaret eden eski kabile çizimleri keşfederler. Gerçeği bulmak için aralarında David adında bir android (Michael Fassbender), sponsor Weyland şirketinden bir yönetici (Charlize Theron) ve tecrübeli uzay gemisi kaptanının (Idris Elba) da olduğu 15 kişilik tayfa ile birlikte araştırma uzay gemisi Prometheus’a katılırlar ve Mühendis’lerin gezegeni olduğu düşünülen LV-223 adındaki uzaktaki gezegene doğru yola çıkarlar.

Gezegene vardıklarında büyük bir yeraltı yapısı keşfederler ve detaylı incelediklerinde uzun zaman önce mühendisler tarafından terkedilmiş bir yer olduğunu anlarlar. Fakat geceyi şiddetli fırtına yüzünden bu mekanda geçirmek zorunda kalan iki ekip üyesinin de kısa sürede farkedeceği gibi aslında burası pek de boş değildir. Sadece bu olsa iyi, mühendislerin dünyada hayat yaratmalarının ardındaki gerçeğin pek de fedakarlık olmadığını görecekler ve Weyland çalışanlarının da gizli planları ile birlikte tüm gemi ekibinin hayatları tehlikeye atılacaktır.

Spoiler!!! Göster

Alien’ın tasarımıyla bir “vagina dentata” olduğu uzun süre konuşulmuştur. Yani dişli vajina yani korkutucu dişi. 1979 yapımı film ve diğer devam filmlerindeki “yaratık” figürü tamamen bunun üstüne kurulmaktadır. Oysa ki Prometheus’ta dikkatimi çeken yaratık formunun daha çok penis benzeri bir oluşum içinde olmasıydı. İnsan vücutlarına girişi de aynı minvaldeydi, gerek ağızdan olsun gerek vücudun diğer bölümlerinden. Ve her ne kadar kadını, kadınlığı çağrıştırsa da tüm “alienlar” ve bulundukları tekinsiz mekanların da anne karnı benzeri olduğu varsayımından yola çıkarsak, daha erkekti Prometheus’da. Yani odalar dolusu cephanelik olması bile sanki bir erkeğin vücudunda geziyormuş izlenimi yaratıyordu. E bir de yaratılışta zaten erkek egemenliği yok mu?

Mühendislerin dünyadaki hayatı yaratması, akıllı tasarım teolojik argümanına farklı bir açıdan bakıyor. Dini inançlara körü körüne bağlı olanların yeni verileri kendilerine göre şekillendirmesi filmde bizleri yaratanın Tanrı olmadığını öğrendiklerinde kendisine “hala mı inanıyorsun” sorusuna “peki onları kim yarattı” sorusuyla cevap veren Shaw ile belirtiliyor.

Filmi izlemeden önce beni en çok düşündüren Sigourney Weaver’dan sonra başka bir kadının bir Alien filminde başarılı olup olamayacağıydı. Ama nasıl doğru bir seçim olmuş Noomi Rapace, tüylerimi diken diken etti. Demek ki bu kadına vereceksin öyle zor rolleri, yoksa Sherlock Holmes’daki gibi geri plan rolleri değil. O nasıl koşmaktı öyle, o nasıl acıyı yaşatmaktı bize. Çok etkilendim. Diğer herkes de rolünün hakkını vermiş, olması gerektikleri gibiydi. Bazı sahneler uzun süre insanların gözünün önünden gitmeyecek. Beni en çok etkileyen sahne tam da böyle bir zamanda mevzu bahis olan kadının kendi kendini kürtaj ettiği sahneydi. Sanki alın size “abject” demek gibi olmuş.

Stephen Hawking’in teorisi var ya hani, uzayda bir şeyle kontak kurarsak dost canlısı olmayacaklar diye, biraz ona doğru gitmiş film. Diğer yandan filme adını veren Yunan Mitolojisindeki PrometheusZeus‘un yoketmeye karar verdiği insan ırkını kurtarırken, filmdeki Prometheus (uzay gemisi) yine insan ırkını kurtaran oluyor.

Ve çok sevdiğim Giger ve onun dünyası..

Gidip görmeniz lazım St. Germain Şatosundaki müzesini ki o bile kafi gelmeyecektir dünyasını anlamak için. O tüm dizaynlarını o kuytulardaki gizli bölmelerini ve tüm çizimlerini ve havasını soluduktan sonra belki bu filmle birleştirebilir insan. Ben açıkçası Giger’in beyninde geziyormuşum gibi hissettim.

Uykulu Kuytu Puani: 4Not: Bilim-kurgu severler ve hatta korku severler kaçırmasın. Film görsel efekt şöleni. Uzun zamandır güzel bir bilim-kurgu beklentisindeydim ve konudaki çatlaklara ve bilimsel açıdan tutarsızlıklarına rağmen yine de sinematografisi, görsel efektleri ve Fassbender ile Rapace’in oyunculuklarını  beğendim.

Not2: Prometheus senaryosunu yazanlardan biri Lost dizisinin senaristlerinden Damon Lindelof. Lost’un sonunu (bütün soruları cevaplayacağız deyip altından kalkamayacağını görünce) dine bağladığı gibi buna da haç kolyeli, inançlı scientist (Elizabeth Shaw) sokmuş filme. Bir röportajında da “ya bu Alien’ın başlangıcı gibi (prequel) ama başka yöne dallansın istiyoruz” diyor. Çünkü filmin sonunun da işaret ettiği gibi, devamı çekilecek ve bu da yine bir Alien filmi olamaz, baydı artık millet.

Not3: Filmi izlerken bir sürü “neden? ne gerek vardı?” soruları akla geliyor. Mesela neden ihtiyar biri yerine Guy Pearce‘e makyajı dayayıp oynattılar ki? Mr. Nobody bir bu iki. Olmuyor işte böyle. Sonra mühendislerin o gelişmiş teknolojilerine rağmen hologramları çok kalitesiz. Bunun gibi bir sürü “eh” dedirten detay var ama film bunlara rağmen yine de çok güzel vakit geçirmenizi sağlayacaktır.

2 thoughts on “Prometheus (2012)

  1. #1

    Senin gibi biri için bu yazı hafif kalmış. Beğenmedim #otursifir

  2. […] önceki bir yazımda “vagina ventata”’dan bahsetmiştim. Yani dişli vajina. Tıpkı tasarımıyla Alien ya da […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.