I Spit On Your Grave

You already did that.

l didn’t enjoy it much.

Now it’s my turn.

Bu yazımda 1 kitap ve 3 filmden bahsedeceğim.

Mezarlarınıza Tüküreceğim isimli Boris Vian’ın 1946 yılında yazdığı bir kitabı var. Hani bu filmlere bakınca aklıma hep o kitap gelirdi yalnız İstismar Sinemasını çok sevmediğim için bunca yıl izlemedim filmi. Sanırdım ki Boris Vian da aynı konuyu ele almış. Meğer ne çok yanlımışım.

Anlatacağım tabi önce kitap:

Baş karakterimiz uçanı kaçanı götüren beyaz biridir ve aslında bunun altında yatan bir başka sebep vardır o da kendisinin de zenci kanından gelmesi ve neredeyse bütün beyazları kirletmek istemesi. Zor zamanlardır o zamanlar çünkü, zenci bir erkek beyaz bir kadına dokunursa tecavüz sayılmakta ve direk asılmaktadır. Joe kendi iç sesiyle kafasında planlarıyla işi bir ileriye taşır ve artık öldürmeye kadar gelir. Aslında tüm bunların altında zenci erkek kardeşinin vakti zamanında beyaz bir kadına dokunduğu için öldürülmesi yer almaktadır.

Şimdi bu kitaptı bir şey daha var kitaba dair söyleyeceğim o da ne kadar müstehcen yazıldığıdır. Kaldı ki benim elimdeki çeviri İthaki Yayınlarından diğer yayın evininki daha sansürsüzmüş duyduğuma göre de bulmak kolay olmuyor bir de çok lazım değil sansürlenmiş hali bile yeterince rahatsız ediciydi.

Gelelim filmine;

1959 yapımı Michel Gast’ın yönettiği film işte bu kitabın filme alınması aslında, gel gelelim senaryo aşamasında bambaşka bir şeye dönüşmüş. Bu uçanı kaçanı götüren adam evet gene götürüyor ama daha çok kadınlar onun peşinde bu bir; bir de karakteri iyi bir insanmışcasına veriliyor. Irkçılık filmin odak noktası olmuş, Joe o anılarından hiç kurtulamıyor. Aslında kitaptaki karakterin düşüncelerinin görüntülenmesi gibi olmuş film ama asıl yaptıkları yer almamış bu filmde. Öyle gözünü kan bürüyen, gerekirse öldürmekten çekinmeyen Joe gitmiş, zencileri onure eden, ama gene intikamı için beyazlarla birlikte olan biri çıkmış ortaya.

Hangisi daha iyiydi peki?

Kitaptaki karakter gerçekten kötüyü çok iyi vermişti. Kompleksi yüzünden çokça kadınla, yaşı küçük kızla birlikte olan Joe özdeşleşmeyi zorlaştırıyordu. Yani dışarıdan biri olarak ve onu da hastalıklı biri olarak değerlendirebiliyordum. Ama film onun toplum kurallarına asimile olmuş, karakterli, seçici aslında bizden biri olduğunun altını çizmek için yapılmış. Yapılmış yapılmasına da bambaşka bir karakter olmuş. Sonunda başına kötü bir şey gelince üzülebiliyoruz. Boris Vian bunu isteseydi öyle yazardı diye düşünüyorum.

Bir de şu var, bu filmin galasında fenalaşmış Boris Vian ve kaldırıldığı hastanede ölmüş. İzleyebildi mi bilmiyorum ama mezarında bile kemiklerini sızlatacak kadar başka bir konu olmuş diye düşündüm hep.

I Spit On Your Grave (1978)

Yukarıdaki kitapla ve filmle ilgisi olmadığını belirteyim hemen. Bu bir rape-revenge filmi tıpkı The Last House On The Left ya da Ms. 45 gibi. Filmin bir diğer ismi de Day of the Woman.

Konusuna bakacak olursak; yazar olmak isteyen Jennifer New York’dan uzaklaşarak göl kenarında bir evde yazı geçirmek üzere küçük bir kasabaya yerleşir. Burada 4 tane serseri adamın tecavüzüne uğrar bir de yetmez onu öldürmeye kalkarlar. Jennifer kendine geldiği zaman bir süre düşünür, planlar ve tek tek bu adamları avlamaya başlar. Göl herşeyin üstünü örtecektir.

The Last House On The Left’i yaptığı zaman Wes Craven gazeteye ilan vermiş ailece izleyin bu filmi diye, öncesinde B-Tipi filmler yapan bir yönetmenmiş. Evet gitmişler ailece sinemaya ve fakat hemen çıkanlar, söylenenler ve şikayet edenler olmuş. Şimdi bunu niye anlatıyorum, aslında Wes Craven’ın yapmaya çalıştığı tecavüzü göstermekten ziyade tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekmek ve yapılabilecekleri göstermekti kanımca. Bir de aileleri uyarmak, bakın dışarıda böyle tehlikeler var diye.

Jennifer filmin isminin anlamını veriyor bir de bir şey çok dikkatimi çekti bunu söylemeliyim, intikam almadan önce adamlarla yakınlaşıyor, biriyle birlikte oluyor, diğeriyle sevişirken hadım ediyor falan. İlginç.

Ve 2010 I Spit On Your Grave

1978 yapımı filme bağlı kalmış gerek karakterler gerek taşıdıkları bazı özellikler olsun ve biraz da günümüz teknolojisi ile şekillenmiş. Yani cep telefonları, kameralar falan var. Bir de gücün simgesi ateşli silahlar olmuş, fena da olmamış hani öyle çok çok kullanılmıyor da nasıl ki bir silah fallik objeyse aynı şekilde yerini buluyor.

Aklıma ne geldi, çok şiddet yanlısı değilimdir ama bazı suçların cezası çok ağır olmalı aynı şey yaşatılmalı görüşüm vardır hep. Bir şey benim içimi rahatlatmıştı hapishaneden çıkan birinden dinlemiştim, tecavüz suçundan özellikle çocuk tecavüz suçundan hapse girenlerin başına gelenleri, tavandaki borulara bağlayıp testislerine iki tane piknik tüpü bağlamak suretiyle sabaha kadar işkence yapıldığı anlattı bana. Bu içimi rahatlatmıştı. Şimdi erkekler çokça kızacaktır bana da bir kadın için ölümden daha kötü olduğunu unutmamak gerekir. Bu da erkeklerin anlayamayacağı bir duygu sanırım. Neyse, ben daha fazla yargılayan olmak istemiyorum, filmlere dönüyorum.

2010 yapımında revenge sahneleri daha yaratıcıydı ve hatta Saw serisi gibiydi demedim sanırım, şimdi söylüyorum. Çok da anlatmak istemiyorum ama bu filmler zaten konuyu isminde barındırıyor, sahneler süpriz olacak sadece. Bir de ben de Wes Craven gibi herkes izlesin demek istiyorum ama diğer yandan izlerken dayanmak da kolay olmuyor, hem kadın hem erkek için. Hani bir yöntem vardır ya suçlulara suç görüntüleri izletip onların vijdanını devreye sokmak gibi, hani A Clockwork Orange’da denenen, hah işte öyle bir amaca hizmet edebilir bu filmler. O yüzden izlensin mi, evet izlensin ama film olduğu unutulmadan.

Not: 1978 ve 2010 yapımı filmler aynı hikaye yalnız 1959 yapımı Boris Vian filmiyle bunlar arasında intikamın dışında bir bağlantı kurabildim. 3 filmde de mızıka ile müzik çalma sahnesi var ve hatta filmlerdeki tek enstürman o mızıka.

Not 2: Film 20 Nisan Cuma günü gösterime girecek.

Not 3: Wikipedia‘dan öğrendiğime göre Boris Vian filmin prodüktörleriyle tartışmış ve hatta isminin filmden çıkarılmasını istemiş.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.