The Awakening (2011)

“Fear swallows children and the adults we become.”

The Awakening 1. Dünya Savasi sonrasi 1920’lerin Ingilteresinde geçmektedir. Florence bu yillardaki kadinlarin aksine kendini gelistirmis, bilimsel düsünceye sahip ve vaktinin çogunu hayaletlerin olmadigina iliskin araştırmalara ayıran genç bir yazardır. Yatılı bir okulda ögretmenlik yapan ve bir savaş gazisi olan Robert bir takım bulgularla ona gelir ve olayı çözmek üzere okullarına davet eder.

Güzel gotik atmosferi olan bir film, ama korkutmayi pek amaçlamiyor daha çok bilinmeyeni gözler önüne sermeyi amaçlamış. Bunu yaparken çok fazla klişe kullanmış. Filmde çoğunlukla geçmiş hayatlar bugüne karışıyor. Hatta bununla ilgili çok güzel replikler de var.
“Not seeing them… It’s not the same as forgetting.” ~Görmemek unutmakla aynı şey değildir.
“Well, all memories are a hoax of some sort. You can’t blame anyone for letting you believe that one.” ~Hafızamız bize hep oyun oynar. Buna inanmana izin verdikleri için kimseyi suçlayamazsın.
“A life haunted isn’t a life at all. We may as well be ghosts ourselves.” ~Hayaletlerin musallat olduğu bir hayat yaşamak değildir. Sonunda biz de hayalet olur çıkarız.

Kimi nerden hatırlıyorum diye bir bölüm yapmaya karar verdim. Böylece akilda kalan rollerini düşünmüş de olacağım.

Isaak Hempstead Wright‘ı Game of Thrones‘dan Bran Stark rolüyle hatirliyorum.
Imelda Staunton‘ı en çok Harry Potter’dan Dolores Umbridge rolüyle sonra Psychoville‘den hatırlıyorum.
Dominic West’i en çok Mona Lisa Smile‘daki rolüyle hatirliyorum.
Ve Rebecca Hall: İlk kez Vicky Cristina Barcelona ile dikkatimi çekmisti.

Filmdeki cümleler çok dikkatimi çekti, iste bir tane daha:
It’s never darker than when we close our eyes and yet we keep them shut. ~ Hiçbir zaman gözlerimizi kapattığımız zamanki kadar karanlık olmaz ama yine de kapatırız.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.