Seeking Justice (2011)

The hungry rabbit jumps.

Gugli gugli gugli go away. Öyle diyordu The Fall’da Alexandria. Böylece kötü herşey tersine dönüyordu. Ne alaka şimdi Seeking Justice ile denirse eğer, bunda da “The hungry rabbit jumps” dendiğinde tersine dönebiliyor olan biten her şey.

Ben konusunu beğendim filmin, böyle hak arama adaleti kendi yöntemlerinle sağlama işi beni hep cezbetmiştir. Jodie Foster’ın The Brave One’ı da biraz böyleydi, de bu filmde biraz abartmışlar bu durumu. Çok da girmek istemiyorum konuya söyleyeceğimi söyledim zaten konuya dair, kurgunun vasat oluşunu kapatıyor konusuyla.

Hitchcock’un  1951 yapımı Strangers On A Train’ini hatırlattı biraz bana, konuda öyle benzer bir çıkmaz kullanılmış da 60 sene önce o lünapark sahnesinin heyecanının yanına bile yaklaşamamış hiç bir çekimiyle.

Nicholas Cage’e  Guy Pearce eşlik ediyor ve yönetmen koltuğunda da  Roger Donaldson var. Ben en çok yazıp yönettiği The World’s Fastest Indian’ını beğenirim Donaldson’un öyle naïf, öyle kendinden birşeyler vere vere ilerleyen bir yol hikayesi, sanki kendini anlatır gibi.

Ben sistemi tartışmak istemiyorum, ama ne düşündüm biliyor musunuz izlerken, kötü olmak gerçekten çok zor. Hele bir de bunu bilerek yapmak, herkes iyiyken senin kötü olman, nasıl kabul edebilir ki insan kendi kendini, bırak diğerlerini. Nasıl yaşayabilir ki insan öyle, burada kötülükten kasıt bir kişiye zarar vermek. Ben sanırım bunu hiç anlayamayacağım, gene de bir kere daha düşüneyim. Bu benim bu hayatta sık sık anlamaya çalıştığım bir şeydir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.