The Woman in Black (2012)

Those who suffered worst say least..

WOW! Uzun zamandır bir korku filminden böyle keyif almamıştım ve çok çok uzun zamandır çığlık atmamıştım. Bir sahnede bağırdım itiraf ediyorum.

The Woman in Black Daniel Radcliffe’in büyümüş de aile babası olmuş gotik korku filmi. Evet Daniel aile babasıdır ve karısını doğum sırasında kaybetmiştir. Oğluyla yaşar ve bir nevi emlakçılık işinde çalışır. Bir gün uzak bir kasabaya bir malikanenin satışıyla ilgili gitmesi gerekir. İşler umduğu gibi gitmeyecektir ve bu tuaf kasabada başına olmadık işler gelecektir.

Gerçekten uzun zamandır böyle keyifli korku filmi izlememiştim. Hayalet de var benim en sevdiğimden zaten filmin isminden belli spoiler sayılmaz o yüzden. Bir tek filmde Daniel Radcliffe’in oynaması çok uygun gelmedi bana. Yani çok yeni yetme kalmış böyle bir filme göre. E bir de gothic korku diyince aklıma hep Hammer zamanından kalma filmler geliyor ve hep de favorim Vincent Price, o yüzden daha olgun birini aradı gözlerim.

Gotik dedim, Vincent Price dedim  de eskilerle karşılaştıralım bakalım.

Şimdi, önemli gotik eserlerde vardır ya hani, özellikle vampir hikayelerinde, yabancılar tehdit oluşturur bölge halkına, hani hep uzak dururlar ve mitler söylenceler üretirler ya, bu var işte bu filmde de.  E gotik dedik şato öyle zaman da günümüz değil tabi ki, Victorian zamanı İngilteresi.
Bu arada film bir remake. The Woman in Black Susan Hill’in romanı ve 1983 yılında yazmış. 1989 yılında televizyon filmi olarak çekilmiş. O film romana daha bir bağlı kalmış ama onda da romanla farklar mevcut. Bu arada ben romanı da okudum o yüzden büyük çerçeveden bakabiliyorum.

Şimdi, konumuz şu, Arthur isimli protoganistimiz (kitapta ve 2012 filminde Arthur Kipps olarak geçiyor, 89 yapımında ise Arthur Kidd) Crythin Gifford kasabasına vefat eden Mrs. Drablow’u defnetmek ve Eel Marsh Malikanesini satmak üzere gider. Kitapta ve 1989 yapımı filmde halk ona iyi davranırken remake’de mesafeli dururlar. Bu Mrs. Drablow’un zamanında bir çocuğu (Nathaniel) bataklıkta kaybolmuştur ve devamında kasabada bir takım talihsiz olaylar yaşanmıştır. Arthur hem Mrs. Drablow gizemini çözmeye hem de yeni şeyler öğrenmeye başlar. Ve gerilim başlar.

Şimdi burası çok önemli, 89 yapımı filmde Arthur kendini korkutmuş, yani öyle tırsak bir tip sanki o korktukça biz de korkacakmışız gibi. 2012’de Arthur daha bir cesur ama film 10 kat daha korkunç olmuş.

Hikayeyi çok anlatmak istemiyorum ama dikkatimi çeken bazı noktalar var, mesela Nathaniel ismi kutsal kitaptan ve korku filmlerinde biblical isim kullanımı oldukça yaygındır, sanki bunlar kullanılınca daha korkutucu olacakmış gibi geliyor herhalde. Nathaniel tanrının hediyesi anlamına geliyor.

Başta değindiğim nokta kitapta da mevcut, Arthur 35 yaşlarında ve dul bir adam kitapta, nişanlısı var. Birinci filmde evli ve iki çocuklu, ikinci filmde ise bir çocuğu olan ama karısını kaybetmiş birisi olarak gösteriliyor.

Bir şey daha, kitapta anlatıcı Arthur, ama filmde?? Moby Dick hikayesi gibi oldu şimdi. Onu anlatıyım bunu çıkarın hadi. Moby Dick’in ilk baskısında hikayeyi anlatan Ishmael ölüyor ve zamanın okurları bu öldüyse nasıl anlatıyor diye bir mantık güdüp tepki veriyorlar. Bunun üzerine eser değiştiriliyor ya hani.. İşte öyle bir şey.. Say less modundayım..

Korku severler için not: Bu film 2 hafta sonra sinemaya gelince izlenir.

Not 2: 2012 filmi konuyu bayağı bir değiştirmiş kitaptan bağımsız ama iyi de yapmış, heyecan katmış. İyi ki yapılmış denilen bir remake.

2 thoughts on “The Woman in Black (2012)

  1. Mevlüt

    Harika bir eleştiri ve inceleme yazısı, tebrik ederim. Romanı ben de okumuştum. Günümüze uyarlamak yahut izleyici kitlesine yapımı yaklaştırmak adına roman uyarlamalarında esere fazla bağlı kalmıyor senaristler. Bu bazı yapımlarda iyi bazılarında ise kötü şekilde sonuçlanıyor.

  2. uykulukuytu

    Beğenmenize sevindim, teşekkürler, film önerilerinize her zaman açığım.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.