Hugo (2011)

Happy endings only happen in the movies.


1930’lu yıllarda Paris’teki Montparnasse garında yaşayan 12 yaşındaki yetim Hugo’nun hikayesi. Babası bir saat tamircisi olan Hugo babasının ölümünden sonra gardaki saatleri kuran amcasının yanına gider ve orada ona yardım etmeye başlar. Bir süre sonra amca ortadan yok olur, Hugo her gün saatleri kurmaya devam eder. Bu arada babasından ona kalan bir kurmalı robotu da (automaton) onarmaya çalışmaktadır. Tabi hayatta kalabilmesi için temel ihtiyaçlarını da karşılaması gerekmektedir. Bu arada hayatına yeni insanlar da girer ve Hugo yeni maceralara soyunur.

[vslider name=”hugo”]

Hugo Brian Selznick‘in romanı The Invention of Hugo Cabret‘e bağlı kalmış. Hugo aslinda bir çocuk filmi değil ama ben de ilk izlenim ne ise onu anlattım yukarıda, başka şeyler de var tabi ki filmde de değinmiyorum onlara. Aslında sinema tarihini hatta sinema tarihinde benim de çok sevdigim bir kişiyi/dönemi ele alan bir film. Sinema tarihiyle ilgilenenler benim gibi gözlerini açıp izleyecektir mutlaka. Peki Scorsese ne yapiyor? Yani şimdi niye böyle bir film çekti ki diyenlere bu sakladığım bölümü cevap niteliğinde olmuş. Çünkü sadece çocuklar için yapılmamış bu film, evet başrolde bir çocuk olduğu bir gerçek ama esas konu aslında başka bir seyi göstermek, belki de öğretmek ve biraz da sinemanın eski ustasına bir homage niteliğinde.
Ben beğendim filmi, dediğim gibi gözlerim açıldı eskileri görünce, büyük hayranıyım zat-ı muhteremin, arşivim var. Bir de o Fransiz havasına değinmem gerekiyor. Hugo Jean-Pierre Jeunet‘in The City of Lost Children ve Micmacs‘i gibi. Film ilk başladığında konuyu bilmeyen frankofili teşhisi koyar direk senariste / yazara. Ki o filmleri de çok begenmiştim izlediğimde, öyle dünya olsun kaybolayım ben bir filmde, öyle mekanikler öyle dumanlı mekanlar öyle dehliz tüneller. Çocukluğum gibi. Bizim evimize de tünelle gidiliyordu, öyle bir binanın iki katını çıkıp sonra diğer binaya bağlanan tünelle geçtikten sonra diğer binanın üstüne çıkılmak suretiyle varılıyordu. Bu iki binada da bizden başka oturan yoktu sadece ilk binayi bekçiler koruyordu, bizim binanin kapısı iptal edilmişti. Çocukluğum, oyunlarım hep orada şekillendi. O yüzden böyle dehlizler gördüğüm anda o günleri hatırlıyorum, tüm çocukluğu gizli yerler keşfetmek olan biri olarak..
Filmde küçük bir rolle Jude Law var. Onun dışında çok sevdigim Sacha Baron Cohen‘in de göz doldurur bir rolü mevcut. Çocuk oyunculardan Asa Butterfield oldukça yetenekli ve ona eşlik eden Chloe Grace Moretz‘de eh iste, belki ikinci planda olmasından kaynaklı sönük kalmış biraz. Ve Ben Kingsley‘i de anmadan geçmek olmaz. Rolüne yakışmış.

Not: Film 11 dalda Oscar’a aday, kafamda belirledim ödülleri ve izlemediğim sadece bir film kaldı adaylardan, o da Moneyball, onu da izleyeyim Oscar köşesi yapacağım.
Not 2: The Smashing Pumpkins’in Tonight, Tonight klibini hatırladım.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.