The Watcher In The Woods

Ben iki gündür film izlemiyorum aslında ama çokta yazmak istiyorum o yüzden eski ödevini yeni ödevi diye yutturan bir çocuk edasıyla bildiğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Filmi daha belirlememiş olmamı çaktırmak istemezdim ama bu doğru. Bakalım bu yazının bir yerinde beynimde ışıklar yanacak diye bekliyorum.

Ben öyle yazarken düşünebiliyorum ya da iki şeyi aynı anda yapabiliyorum. Öyle bir insanım yani, içinden geldiği gibi. Pek kısıt koymadığım gibi kendime, anda yaşamayı cevapları anda bulmayı severim. O cevabı bekliyorum şu an ve evet sabah gördüğüm rüyam geldi aklıma. Olsun onu yazayım o da beğendiğim bir filmin remadeiydi zaten.

Şimdi film The Watcher in the Woods gibi, o filmde Amerikalı bir aile, İngiltere’de ormanlık bir araziden bir ev alır ve taşınırlar. Evin çocukları abla ve kızkardeş sürekli bir şeyler hisseder ve bir kız hayali görürler. Meğer bu kız Bette Davis’in kızı Karenmiş, ve bundan 30 sene önce bir kilisede yok olmuş. Abla bu olayı araştırır ve şu anda yaşlanmış olan 3 kişiyi o kiliseye toplar. Ayin bir cadı ayini gibidir. Diğerleri daire olup el ele tutuşmuşken kız ortada gözleri bağlı durmaktadır. Bu sırada bir yıldırım çarpıp çanı düşürmüş, diğerleri çıkan yangından kaçmışlar. Ayin tekrarlanır, tam bizim yeni kız buharlaşıcakken eller ayrılır ve bu sırada Karen 30 sene önceki hali ile geri gelir. Film biter.

Benim rüyama gelince, bende ormanın içindeki evimde arkadaşlarımla ruh çağırırken ölmüş bir kızın ruhu musallat olur. Herkes gider ben kalırım ve köpeğim hep birşeyler hisseder, hep ulur falan. Bir de bahçemin bir yerini kazar ve bir bebek kafası bulur. Oyuncak bebek kafası. Ben medyum aramaya başlarım ve bulurum bir tane ama daha çok cinci hoca gibidir bu öyle sakallı falan. Adam beni ormana değişik bir ot bulmam için yollar, ama yol boyu aklım evde kalır. Ormanda bonsai bulurum ve çok güzeldir onu alıp gelirim eve. Hoca söylenerek gider ama tam da ruhları çağırmış halde gider. Ben öylece kalakalırım salonun ortasında ne bir adım ileri ne bir adım geri. O sırada beni ortasına alır bir yaşlı kadın bir genç kadın ve birlikte dönmeye başlarız. Aslında zamanı geri almakta olduklarını farkederim bir sure sonra. Her seferinde baştan öyle ben ortada bunlar çevremde dönerken hep köpeğim de geri gider, zaman geri işler. Kurtulduğum bir anda yoga yağıyla daire çizerim yere ve otururum güya o kokuya gelemeyeceklermiş gibi. Dairenin çevresinde kalırlar ama bu sefer de daireye ucu ucuna sığdığım için bana değdiklerinde elektrik çarpmış gibi olurum. Öyle iki büklüm, sürekli bir tarafa kayarak devam ederim oturmaya. Derken o yorucu gelmeye başlayınca daireden çıkmaya karar veririm, çünkü rüya bile olsa yüzleşmek lazım diye bir mantığım var hep. Cesaretimi toplayınca ayağa kalkıp hızla çıkarım ama gene beni ortalarına alıp zamanı geri sararlar ve bir boşlukta kurtulup o bebeğin kafasını bonsainin üstüne takarım. Elimde o bonsai ve bebek varken bana yaklaşamadıklarını farkederim. Derken kapı çalar ve medium cinci hoca geri gelir meğer o ormana gitmiş ve o otu bulmuş. Otu pişirmek için tencere ister ama mutfak bölümünde görünmez bir ağ vardır ve ben ona takılırım. Ve o iki kadın gene beni ortalarına alırlar ve geriye doğru dönmeye başlarız. Tabi o ağ gitgide beni boğmaktadır. O sırada medyum hoca cebinden bir kılıç çıkarır ve çevremdeki ağı keser. Ben hemen mutfağa atlarım ve tencereyi getiririm. Medyum hoca otlarla birlikte bebeğin kafasını da kaynatmak ister ama o bonsaiye takılmıştır ve eğer o kafa kaynayacaksa bonsai de kaynayacaktır söküp alamayız. Böyle olursa da bu büyü bir işe yaramayacaktır. Ben ateşle ısıtarak bebeğin kafasını çıkarmaya çalışırken saçlarını yakarım o sırada bir kızın ruhu belirir ama onun da saçları yanmaktadır. Medyum sakalını keser ve uhuyla bebeğin kafasına yapıştırırız. Ama bir anda medyum kız çocuk gibi konuşmaya başlar. Sakalın bir parçası benim elime yapışır ve elimin o bölgesi sertleşip erkek eline dönüşür. Meğer bu birine ait olan şeyler bizi o kişiye dönüştürüyormuş. Ben bir anda bonsainin dalını kırıp bebeğin kulağına sokarım, medyumun kulağı delinir, bunu niye yaptım bilmiyorum. Duyamayınca konuşamaz da medyum ve o kızın ruhuyla birlikte gider. İşte burda uyandım.

Filmle olan bağına gelecek olursam, mutlaka izlediğim başka filmlerden de etkilenmişimdir en çok da son izlediğim Insidious dan ama Watcher in the Woods’a çok benzettim ben. Özellikle o kızın ortada gözleri bağlı duruşu benim de ortalarına alınışımdaki halim gibiydi. Tüm rüya film gibi olunca ben de sonuna kadar izlemek istedim. Meğer The Watcher in the Woods benmişim.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.