Sucker Punch 2011

Everyone has an angel.

A guardian who watches over us.

We can’t know what form they’ll take.

One day, old man.

Next day, little girl.

But don’t let appearances fool you.

They can be as fierce as any dragon.

Yet they’re not here to fight our battles…

…but to whisper from our heart…

…reminding that it’s us.

It’s every one of us who holds

the power over the worlds we create.

We can deny our angels exist…

…convince ourselves they can’t be real.

But they show up anyway.

At strange places.

And at strange times.

They can speak through any character

we can imagine.

They’ll shout through demons

if they have to…

…daring us…

…challenging us to fight.

 

Algılarımızla sınırlıyız. Bu film bunu anlatıyor. Gerçeklerden kaçmak üzere yarattığı fantastik dünyaya sığınan ve orada daha zor olmasına rağmen mücadele veren Babydoll‘un hikayesi.

Babydoll’lerin popüler yıllarıdır 50ler, ve lobotomynin de uygulamada olduğu yıllar. Bu yüzden 2011 olsa da filmin yılı, işaret ettiği 50lerdir. Tam da kadınların hak arayışında bulunduğu yıllar. O yuzden feminist teori içinde incelenmesi gerekmektedir.

Konusundan bahsedecek olursam, annesinin ölümü üzerine kardesiyle kendisine kalan mirasın üvey babayı rahatsız etmesi, babanın kızlara şiddet uygulaması, Babydoll’un babayı vurmak üzereyken yanlışlıkla kız kardeşinin ölümüne sebep olması ve babanın isteğiyle akıl hastanesine kapatılması üzerine kendisine lobotomy yapılmadan önce buradan kaçmaya çalışmasıdır.

Filmde 3 paralel dünya bir arada verilmektedir. Bir, filmin kendi dünyası ki bu Babydoll’un akıl hastanesine kapatılmasıdır. İki Babydoll’un bulunduğu yeri erkekleri eğlendirmek üzere kurulu özel bir eğlence evi gibi görmesi, üç Babydoll’un hayalinde, özgürlüğüne kavuşmak için yarattığı ve esas mücadeleyi verdiği fantastik dünya.

Filmin anlatısı içinde Babydoll gözlerini kapatarak bu gerçek ve hayali dünyalar arasında geçişlerde bulunur. Bu arada bizim göremediğimiz fakat izleyenleri büyüleyen danslar yapar. İlk fantastik yolculuğunda dev samuraylarla Army of Me eşliğinde gücünü keşfederek dövüşür. Buradaki dev samuraylar korkularını sembolize etmektedir, ya da belki geçmişini. Bunu tapınağa girdiğinde geride bıraktığı karlı ayak izlerine istinaden söylüyorum.

Geçmiş korkularını yendikten sonra, bu sefer onu özgürlüğüne kavuşturacak olan kayıp 5 sembolik objeyi arkadaşlarıyla birlikte bulmaya çalışır. Her birinin gercek dünyada bir eşi bulunmaktadır ve bunlar erkeklerin elindedir. Bulması gereken ilk sembol bir haritadır. Bu erkek egemen dünyada, dünyanın sahibinin erkekler olduğunun göstergesidir. Savaşları da onlar çıkarmamış mıydı? Bu haritayı bulmak için Alman zombi askerleriyle White Rabbit eşliğinde çarpışır.

İkinci bulması gereken obje ateştir ve bunun için orclarla savaşması gerekmektedir. Hatta ejderha yavrusunu öldürmesi fakat anneyi uyandırmaması da gerekmektedir. Bu tıpkı 2. kadın hareketinde kürtaj kanununu destekleyerek hak elde etmeye çalışan feministlerin yapmaya çalıştığı gibidir. Ateşi de erkekler bulmamış mıydı? Buna eşlik eden müzik Search and Destroy‘dur.

Üçüncü bulması gereken obje bir bıçaktır. Aslında bıçak fallik semboldür ve gerçek dünyada işçi sınıfından bir erkeğe aittir. Bunun paralelindeki dünyada robotlarla çarpışmak zorunda kalır Babydoll ve arkadaşları. Eşlik eden müzik ise Tomorrow Never Knows‘tur.

Dördüncü bulması gereken obje bir anahtardır. Bunun için fantastik dünyaya gitmesine gerek yoktur. Tüm kapıları açan anahtarı, erkeklerin temsili olan Blue isimli hastane yöneticisinin boynundan alması gerekmektedir. Bu her iki dünyanın birbirine bağlanması gerektiğinin göstergesidir. Burada biter fantastik yolculukları Babydoll’un ve kendi içindeki gücü keşfetmiş olur. Bu güç son sembol olan bilinmeyen mistik oluşumdur. Kendisi lobotomy’den kaçamaz ve hastaneden de çıkamaz ama diğer bir kadın arkadaşının önünü açar ve onun kaçmasına yardım eder. Bu tıpkı ilk feministlerin diğer kadınların önünü açması gibidir.

Sucker Punch bugünün dışında kendi gerçekliği olan bir film. Filmin içine saklanan mesajlar çok önemli. Filmin anlatısı içinde düşman ilkelden teknolojik olana doğru hep değişse de kadının tarihi boyunca elde etmeye çalıştığı hep aynı kalmıştır. Bugünden bakınca 50lerin seksi ve toplumdaki yeri hatırlatılan kadınının aslında bugünün kadınının önünü açtığı ve onu özgür bıraktığı anlaşılıyor.

Diğer yandan Müziklerin filmin gidişatını belirlemesi, filme yön veren konuşmaların olması, hatta kimseye değill de yapayalnız kalmış Babydoll’a destek veren konuşmalar olması, seyirci bile uzakta kalırken Babydoll’e, film onu yalnız bırakmıyormuş hissi uyandırıyor. Bu durum, erkeklerin dünyasına adım atan kadın, kendi iç sesiyle yol almalıdır demek gibi.

İçsel/dışsal yolculuğuna paralel, filmin sonunda tüm duyguları öldürülmüş Babydoll’u son bir kez daha görürüz. Duygularını alan erkeğin ona dokunuşuna tepkisiz kalışı ve Blue’nun isyanıyla sahne tamamlanır; artık kimseye birşey açıklamasına gerek kalmayan, olmadığı birşeye dönüşmüş ve bu yeni halini kendi bile kabul etmiş olarak.

Bu yeni haliyle onların dünyasında değil, onların dünyasından değil gibidir.

Who honors those we love

with the very life we live?

Who sends monsters to kill us…

…and at the same time

sings that we’ll never die?

Who teaches us what’s real

and how to laugh at lies?

Who decides why we live

and what we’ll die to defend?

Who chains us?

And who holds the key

that can set us free?

It’s you.

You have all the weapons you need.

Now fight.

2 thoughts on “Sucker Punch 2011

  1. Anonim

    WOW!!!

  2. Anonim

    Yazını okuduktan sonra bu bilgilerle tekrar izlemem gerek diye düşündüm :)
    Teşekkürler, güzel yazmışsın.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.