Back To The Future -Trilogy-

The Pigeon Hole

Doc: “if the me of the future is now in the past, then how could you possibly know about it?”

Üçleme severim. Herşey en az 3 olmalı. Eskiden dünyada iyi-kötü herşey en az iki kere denenmeli derdim, çünkü birincisinde yanlış mı anladık diye. İki sağlama oluyordu bu durumda. Ama 3 sağlamadan sonra da anlatmaya devam edebiliyor. 3’ün üstü ise ne olduğu belirsiz. Yani 3’ü geçtin mi ister 5 olmuş, ister 19 olmuş ister 1000 olmuş, farketmiyor.

Back to the Future 2’de, gelecekte, Jaws’ın 19. bölümü oynuyormuş sinemalarda. Dedim ya, 3 herşeyin maxi. Sonrası izlenmiyor. En azından ben izlemezdim.

Kadının Adı Yok! demiştim bir önceki yazımda. Çok sevdiğim Elisabeth Shue.

Bu filmleri “en az” 20 sene  önce izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, benim aklımda kalan esas kızımızın Elisabeth Shue olduğudur. Nedense öyle kalmış. Ama öyle değilmiş aslında. Birinci bölümde meğer Claudia WELLS oynuyormuş. Daha sonra ikinci bölüm, aynı role ve hikayeyi baştan Elisabeth’li olarak çekerek başlıyor. Başlıyor da, ne başta ne sonda Elisabeth Shue’nun ismi geçmiyor. Part 3’ün sonunda geçiyor, başta gene yok. Çok silik çünkü, çok az gözüküyor. Daha doğrusu şöyle söylemek daha yerinde olacak sanırım, Elisabeth’in sahnesi az. Ama oturmuş bir yeri var, bakınca tüm eksen onunla yaşanacak bir gelecek üzerine kurulu gözükürken, o ya uyuyor ya da uyutularak dışarıda bırakılıyor.

Üçleme olarak bir bütün içinde ele almam gerekirse, çıkan sonuç, bütün bu zaman yolculuklarının kaybetme korkusuna dayalı olduğudur. Kaybetmemek için yapılıyor bu yolculuklar, çok açık. Geçmiş; aileyi kaybetmemek üzerine kuruluyken, gelecek olması gereken geleceği kaybetmemek üzerine kurulu. Uzak geçmiş zaman olarak nitelendireceğim zaman ise, Dr.Emmett’e çok çok uzak bir duyguyu kaybetmemek.

Peki ya bugün?

Bugün geçmişe ve geleceğe bağlı şekilleniyor. Yani belirsiz.

Dedim ya ben bu filmleri en az 20 sene önce izlemiştim ve bu duygular değildi aklımda kalan. Bu filmlerin özellikle geleceğe yapılan yolculuk kısmını hatırlıyordum ve onu da bugün çevremizde gördüğümüz yüksek yüksek binalarla birleştiriyodum. Uzay mekiği gibi binalar dikildikçe, televizyonlar inceldikçe, cep telefonları icat sonrası yenilenerek hayatımıza girdikçe, Nike McFly ayakkabısı ürettikçe, bir izleyeyim de bakıyım daha ne olacak gelecekte diye bir düşüncem hep vardı. Bakmak için doğru zaman bu zamanmış.

Aslında binalar o kadar yüksek de değilmiş gelecekte ve Elisabeth Shue düalite..

One thought on “Back To The Future -Trilogy-

  1. […] zamanda yolculuk filmlerinden ayıran ve bir kısmına yaklaştıran içindeki döngü yani loop. Back to the Future, Timecrimes, Primer, Looper ve Triangle’da benzer döngüler konu edilmişti. Ama şu kadarını […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.